featured
  1. Haberler
  2. Analiz
  3. Batı hegemonyasının sonu ve Doğu’nun bağımsızlık devrimi

Batı hegemonyasının sonu ve Doğu’nun bağımsızlık devrimi

2026 yılının başında küresel siyaset, tarihin tozlu raflarından süzülüp gelen bir “hesaplaşma” anına tanıklık ediyor. 29 Ocak 2026 tarihinde İran, Çin ve Rusya arasında imzalanan trilateral (üçlü) stratejik pakt, yalnızca askeri bir koordinasyon belgesi değil; 500 yıllık Batı merkezli dünya düzeninin tabutuna çakılan son çivi, çok kutuplu dünyanın ise doğum belgesidir. Bu pakt, Washington’un on yıllardır sürdürdüğü “maksimum baskı” stratejisinin iflas ettiğini ve Doğu’nun kendi kaderini tayin etmek üzere devrimsel bir adım attığını ilan etmektedir.

1. İran: Yeni Dünyanın Stratejik Barajı ve Kilidi

Bu yeni jeopolitik denklemde İran, sıradan bir bölgesel güç değil; Batı hegemonyasının Avrasya’nın içlerine sızmasını engelleyen son büyük barajdır. ABD’nin İran üzerindeki saldırı tehditleri, paradoksal bir şekilde Doğu’nun devlerini (Rusya ve Çin) Tahran’ın arkasında birleştirmeye zorlamıştır. İran’ın 45 yıldır sürdürdüğü sistem dışı direniş, bugün bu üçlü paktla birlikte ahlaki ve stratejik bir **”Avrasya Kalesi”**ne dönüşmüştür.

İran, Çin ve Rusya arasında imzalanan üçlü stratejik pakt ile ilgili haberde de vurgulandığı üzere, paktın “karşılıklı saygı” ve “egemen bağımsızlık” vurgusu, Batı’nın “efendi-köle” ilişkisine dayalı düzenine karşı bir başkaldırı manifestosudur. İran, bu yapıda Batı’nın bölgedeki genişlemeci politikalarına karşı bir stratejik derinlik sunmakta ve çok kutuplu dünya hayalini bir gerçeğe dönüştürmektedir.

2. Sevr’in Güncellenmiş Hali: İran ve Türkiye’nin Kader Ortaklığı

Türkiye açısından mesele, komşu bir ülkeyle kurulan diplomatik ilişkiden çok daha ötedir. Jeopolitik bir gerçeklik vardır ki o da şudur: İran’ın güvenliği, Türkiye’nin güvenliğidir. İran’ın toprak bütünlüğünün bozulması veya bir “çökmüş devlet” haline gelmesi, Batı’nın 100 yıl önce yarım kalan Sevr projesini yeniden masaya sürmesi demektir.

İran’ın olmadığı bir bölge tablosunda Türkiye, Batı için bir müttefik olmaktan çıkıp, parçalanması gereken bir hedef haline gelecektir. Bu nedenle, Türkiye’nin “milli bekası”, İran’ın Batı karşısındaki direncinin kırılmamasına doğrudan bağlıdır. Bu durum, sadece Türkiye için değil, Suudi Arabistan ve Katar gibi bölge ülkeleri için de bir uyanış noktasıdır; zira İran barajı yıkıldığında, Batı hegemonyasının bir sonraki durağının kim olacağı aşikardır.

3. “Milli Huruç” ve Tam Bağımsızlık İdeali

Türkiye, Cumhuriyetin kuruluş ilkelerinden olan “Tam Bağımsızlık” ilkesini bugün yeniden keşfetmek zorundadır. Prof. Oktay Sinanoğlu’nun “müstemleke” olarak nitelediği kurumsal ve zihinsel kuşatılmışlık, Türkiye’nin gerçek potansiyelini prangalamaktadır. Batı’ya “kontrolsüz angajman”, Batı’nın adeta adı konulmamış memurları gibi hareket edenleri (mesela TV programlarında Amerika adına konuşuyormuş gibi hareket eden akademisyenler gibi) ortaya çıkarmış olsa da, şu an yaşanan süreç bu durumun kökten değişebileceği bir arifedir. Türkiye’nin savunma sanayiindeki yerlilik oranını %80’lerin üzerine çıkarması, “alet” noktasında bir bağımsızlık sağlasa da, asıl devrim “ruhun” bağımsızlaşmasıdır.

4. Medeniyetler Hesaplaşması: “Ben”den “Biz”e Geçiş

Bu jeopolitik kaymanın felsefi kökeninde derin bir medeniyet farkı yatmaktadır. Batı medeniyeti, Hristiyanlık ahlakından sapmış, bireyci, hazcı ve kibirli bir “Ben” merkezli yapıya bürünmüştür. Gazze’de yaşanan ahlaki iflas, Batı’nın “evrensel değerler” maskesinin düştüğü andır.

Buna karşın Doğu (İran, Rusya, Çin), karşılıklılık ve fedakarlık odaklı bir “Biz” zemini üzerine yeni bir dünya inşa etmektedir. Rusya’nın Batı’yı “öteki” olarak gören kültürel hafızası, Çin’in kadim Doğu etiği ve İran’ın irfan geleneği; Batı’nın bencil hegemonyasına karşı ahlaki bir üstünlük kurmaktadır. Bu birleşme, Batı’yı küresel bir imparatorluktan, kendi sınırlarına hapsedilmiş bölgesel bir aktöre (“kendi mahallesine”) itme potansiyeline sahiptir.

5. Sonuç: Yeni Dünyanın Şafağı

Görünen o ki, dünya artık tek bir egemenin değil, karşılıklılık esasına dayalı çoklu egemenliğin hüküm süreceği bir döneme girmiştir. İran, bu geçişin anahtar ülkesidir. Türkiye için ise yol ayrımı bellidir: Ya Batı’nın yarım kalan hesaplarının bir parçası olunacak ya da evvelinde var olan anti-emperyalist ruhla Asya’nın yükselen devrimiyle omuz omuza verip gerçek bir bağımsızlık şafağına yürünecektir.

Dünya, Batı’nın “kendi mahallesine” geri itildiği, Doğu’nun ise kendi kaderini tayin ettiği bir “Dünya Devrimi” sürecindedir. Türkiye bu süreçte köprü değil, eğer doğru tercihlerde bulunur ve cesaretle lazım gelen riskleri göğüslemeyi göze alırsa, kendi kuralları olan merkez bir güç olma fırsatına sahiptir. Doğu’nun devrimi başlamıştır; bu devrim, Batı hegemonyasının kibrini yenerken, insanlığa daha adil ve çok sesli bir geleceğin kapılarını aralamaktadır.


Yazı yapay zeka üzerinden oluşturulmuştur.

Batı hegemonyasının sonu ve Doğu’nun bağımsızlık devrimi
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir