featured
  1. Haberler
  2. İnanç ve Düşünce
  3. Kadın peygamber var mıdır?

Kadın peygamber var mıdır?

Kadın peygamber var mıdır meselesi eskiden beri tartışılan bir meseledir. Ancak bu sorunun kendisi yanlıştır ve kapsayıcı değil.

Zira peygamber kelimesi Arapça değil, soruyu peygamber sözcüğünün Arapçası olan nebi ve resul kelimesi ile değiştirip kadın nebi ve resul var mıdır diye değiştirmek gerekiyor.

İkincisi ise vuku ile imkân (gerçekleşme ile mümkünlük) arasındaki farkı da vurgulamak gerekir. Kadın nebi ve resul var mıdır ile kadından nebi ve resul olur mu arasında dağlar kadar fark vardır. Bilindiği gibi vuku ile imkân (gerçekleşmiş olma ile mümkün olma) birbirinden farklı kavramlardır? Aslında geniş çaplı bir araştırmada şu dört soru içinde bulunmalıdır?

a-Kadın nebi var mıdır?

b-Kadın resul var mıdır?

c-Kadından nebi olabilir mi?

d-Kadından resul olabilir mi?

Soru yanlış olduğu gibi bu soruya olumsuz cevap verirken birçok istidlalde bulunulmakta ve bu noktada da Kur’an’da geçen üç ayetten de istidlal edilmektedir. Biz bu istidlalin de doğru olmadığı kanaatindeyiz.

Bilindiği üzere kadından resul ve nebi olmadığı yönünde Kuran’dan şu üç ayet delil olarak kullanılmaktadır.

“وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ إِلَّا رِجَالًا نُوحِي إِلَيْهِمْ مِنْ أَهْلِ الْقُرَى” “Senden önce de şehir halkı içinden seçip kendilerine vahyettiğimiz ricalden başkasını peygamber göndermedik.” (Yusuf; 12/109)

“وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ إِلَّا رِجَالًا نُوحِي إِلَيْهِمْ” (Nahl; 16/43)

“وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ إِلَّا رِجَالًا نُوحِي إِلَيْهِمْ” (Enbiyâ: 21/7)

“(Yusuf; 12/109) (Nahl; 16/43) (Enbiyâ: 21/7)”

“وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ إِلَّا رِجَالًا نُوحِي إِلَيْهِمْ مِنْ أَهْلِ الْقُرَى” “Senden önce de şehir halkı içinden seçip kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden/kişilerden/ricalden başkasını peygamber göndermedik.” (Yusuf; 12/109)

“وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ إِلَّا رِجَالًا نُوحِي إِلَيْهِمْ” “Senden önce de ancak kendilerine vahiy indirdiğimiz ricali (erkekleri) peygamber olarak gönderdik.” (Nahl; 16/43)

“وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ إِلَّا رِجَالًا نُوحِي إِلَيْهِمْ” “Senden önce de ancak kendilerine vahiy indirdiğimiz ricali (erkekleri) kişileri peygamber olarak gönderdik.” (Enbiyâ: 21/7)

Bu ayette geçen ricâl kelimesinden istidlalle kadından nebi ve resul olamayacağı yönünde istinbatlar yapılmaktadır.

Ricâl kelimesinin isim mi sıfat mı olduğu şeklindeki tartışmalar için mucem kitaplarına bakılmasını tavsiye ediyoruz. Biz sadece Kur’anî isti’mâl//kullanım üzerinden hareket edip bu çıkarımda bulunanların hatalı bir çıkarımda bulunduklarını ortaya koymaya çalışacağız.

Kur’an sözcüğü üç manada kullanmaktadır. Öncelikle sözcüğün vucûh (eşsesli/seteş) kelime olduğunu belirtelim.

a-Yaya-piyade anlamı: Bu anlam Kur’an-ı Kerim’de iki ayette geçmektedir.

“فَرِجَالًا أَوْ رُكْبَانًا ف” “yaya yahut binekte iken kılın”  (Bakara: 2/239)

“وَأَذِّنْ فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالًا وَعَلَى كُلِّ ضَامِرٍ يَأْتِينَ مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَمِيقٍ” “İnsanları hacca çağır; yürüyerek veya binekler üstünde uzak yollardan sana gelsinler.” (Hacc: 22/27)

b-Biyolojik anlamda erkek: Zaten istidlal noktası da burasıdır. Bu kelimeden hareketle kadından nebi ve resul olamayacağı dile getirilmiştir. Ancak Kur’anî kullanımda bu anlamın bulunduğu bütün yerlerde direkt olarak kadın kelimesi ya açık isim veya adıl olarak geçmektedir.

Ayetleri ele alarak göstermeye çalışalım. “وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌ” “erkeklerin (erkeklerin) ise onların (o kadınların) üzerinde bir dereceleri mevcuttur.” (Bakara: 2/228)

“وَاسْتَشْهِدُوا شَهِيدَيْنِ مِنْ رِجَالِكُمْ فَإِنْ لَمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَامْرَأَتَانِ م” “Erkeklerinizden iki şahidi de tanık tutun. Şahitler iki erkek olmazlarsa, rıza göstereceğiniz şahitlerden bir erkekle -biri yanılırsa diğerinin ona hatırlatması için- iki de kadın olsunlar.” (Bakara: 2/282)

“وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثِيرًا وَنِسَاءً” “ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan” (Nisâ: 4/1)

“لِلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْأَقْرَبُونَ وَلِلنِّسَاءِ نَصِيبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْأَقْرَبُونَ” “Anne babanın ve yakınların bıraktıklarından erkeklere pay vardır; yine anne babanın ve akrabanın bıraktıklarından kadınlara da pay vardır;” (Nisâ: 4/7)

“لِلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِمَّا اكْتَسَبُوا وَلِلنِّسَاءِ نَصِيبٌ مِمَّا اكْتَسَبْنَ” “Erkeklerin de kazandıklarından nasipleri var, kadınların da kazandıklarından nasipleri var.” (Nisâ: 4/32)

“الرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ” “Erkekler kadınlar üzerinde kavvâmdırlar” (Nisâ 4/34)

“وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ وَالْوِلْدَانِ ا” “mustazaf erkekler, kadınlar ve çocuklar” (Nisa 4/75 ve 98)

“وَإِنْ كَانُوا إِخْوَةً رِجَالًا وَنِسَاءً ف” (Nisa: 4/176)

“إِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ شَهْوَةً مِنْ دُونِ النِّسَاءِ” “Kadınları bırakıp da cinsel tatmin için erkeklere yanaşıyorsunuz.” (Araf: 7/81, benzer bir ifade için Neml: 26/55 ve Ankebût: 29/29)

“أَوِ التَّابِعِينَ غَيْرِ أُولِي الْإِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ أَوِ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَى عَوْرَاتِ النِّسَاءِ” “cinsel arzusu bulunmayan erkek hizmetçiler, kadınların cinselliklerinin farkında olmayan çocuklar dışında kimseye süslerini göstermesinler.” (Nur: 24/31)

“وَلَوْلَا رِجَالٌ مُؤْمِنُونَ وَنِسَاءٌ مُؤْمِنَاتٌ” (Feth: 48/25)

Evet görüldüğü gibi bu ayetlerde sarîh bir tarzda ricâl kelimesi biyolojik erkek anlamına gelmektedir.

Dananın koptuğu nokta ise bir başka husus, Kur’an-ı Kerîm ricâl kelimesini başka bir anlamda daha kullanılır. Bu ayetlerde kelimeyi yaya/piyade ve biyolojik anlamda erkeğe yorumlamak oldukça zorlama ve güçtür. Hatta bazı ayetlerde neredeyse olanaksıza yakın bir durum vardır. Sunacağımız bazı ayetler için itiraz gelebilir. Ancak itiraz gelse dahi bizim dar biyolojik anlam dışında yükleyeceğimiz anlam da kuvvetle olasıdır.

“وَنَادَى أَصْحَابُ الْأَعْرَافِ رِجَالًا يَعْرِفُونَهُمْ بِسِيمَاهُمْ” “A‘râf ehli, simalarından tanıdıkları birtakım ricale/adamlara seslenerek derler ki:” (Araf 7/46 ve 48)

Bu iki ayette araf ehli hakkında ricâl kelimesi kullanılır. Yani ister klasik sünnî kardeşlerimizin kuvvetli olasılık olarak yorumladıkları akıl nimetinden yoksun kişiler ve ergenlik dönemine ulaşmamış kişiler olarak yorumlayalım ister Ehl-i Beyt mektebinin benimsediği yüksek makama sahip olan kişiler olarak yorumlayalım burada maksat biyolojik erkeklik değil nitelik sahibi erkek ve kadınlar olduğu kuvvetle olasıdır.)

Kaldı ki Arapçada recul ile zukûr (biyolojik erkeklik) eşanlamlı kelimeler değildir.

“لَا تَقُمْ فِيهِ أَبَدًا لَمَسْجِدٌ أُسِّسَ عَلَى التَّقْوَى مِنْ أَوَّلِ يَوْمٍ أَحَقُّ أَنْ تَقُومَ فِيهِ فِيهِ رِجَالٌ يُحِبُّونَ أَنْ يَتَطَهَّرُوا وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُطَّهِّرِينَ” “Onun içinde asla namaz kılma. İlk günden temeli takva üzerine kurulan mescit, içinde namaz kılmana elbette daha lâyıktır. Orada temizlenmeyi seven rical vardır. Allah da tertemiz olanları sever.” (Tevbe 9/108)

Yani ricâl burada özel nitelikli ilahî ve manevî temizlenme ameliyesi çabası içerisinde olan erkek ve kadınlar anlamına gelmektedir. Ya da bu anlam kuvvetle olasıdır.

Peki Nur suresindeki şu ayet ne kadar da bariz: “رِجَالٌ لَا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ” “Ticaretin de satımın da kendilerini Allah’ı anmaktan, namazı hakkıyla kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoyamadığı, gözlerin ve gönüllerin dehşetle sarsılacağı bir günden korkan rical;” (Nur: 24/37) Kim diyebilir ki burada sadece erkekler kast edilmiştir. Erkek ve kadınların kast edildiği o derece açık ki!

“مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُمْ مَنْ قَضَى نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدِيلًا” “Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde duran nice rical var. İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir.” (Ahzâb: 33/23)

“وَقَالُوا مَا لَنَا لَا نَرَى رِجَالًا كُنَّا نَعُدُّهُمْ مِنَ الْأَشْرَارِ ” “Ve soracaklar: “Nasıl oluyor da vaktiyle kendilerini kötülerden saydığımız ricalı şimdi burada göremiyoruz!” (Sad: 38/62)

Dolayısıyla bu ayetlerde ricâl kelimesinin bir isim değil bir nitelik olduğuna kaniyiz. Mümin, müttakî sözcükleri gibi. Kur’an-ı Kerim’de nasıl ki mümin kelimesi kullanıldığında mümin erkek ve mümin kadınları kapsamına alıyorsa burada da kullanıldığı alana göre bir takım niteliklere sahip erkek ve kadın türü kast edildiği kanaatindeyiz.

Biraz daha açıklayalım mümin kelimesi mümin ve mümine (Mümin erkek ve ve mümin kadın) “müminûn ve müminât mümin erkekler ve mümin  kadınlar” tarzında kullanılıyorsa mümin erkek anlamındadır. Ancak dişisiyle birlikte kullanılmıyorsa erkek ve kadını birlikte kapsamına almaktadır.

Ne demek istediğimi Arapça bilenler daha iyi anlayacaklardır. Kur’an-ı Kerîm’de öyle bir ayet var ki sanki Allah-u Teâlâ bize bilinen Arapça gramer kullanımın aksine bir kullanımda bulunmakta ve sanki dili tashih etmemizi istemekte ve sizin müzekker ve müennes tanımınız yanlıştır demektedir.

“وَمَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ أَوْ أُنْثَى وَهُوَ مُؤْمِنٌ” “kim de -erkek olsun kadın olsun- mümin bir kişi olarak dünya” (Mümin 40:40) Bu kullanım Kur’an’da Nahl ve İsra surelerinde de geçmektedir. Görüldüğü gibi mümin kelimesi zeker ve ünsâ (erkek ve dişiyi) birlikte ifade etmektedir.

“فَمِنْكُمْ كَافِرٌ وَمِنْكُمْ مُؤْمِنٌ” “Kiminiz kâfirdir, kiminiz mümin.” (Teğâbun 64/2)

Hatta buradan yeni bir dil tashihinin yapılması da gerekebilir. Müzekker ve müennes yerine müennes ve müennes olmayan şeklinde. Zira ‘huve’ kelimesi müennesin karşılığı olarak Kur’an’da kullanılmaktadır. Bu kullanım kanaatimizce mecaz da değil bizzat hakikattir.

Bir başka ifadeyle ricâl kelimesi cümlede bir karine varsa biyolojik erkek anlamındadır. Ancak ortada karine yoksa erkek ve kadını birlikte kapsar.

Özetle

a- Kadın peygamber yoktur için yukarıda istidlal sadedinde getirilen ayetlerde (Yusuf; 12/109; Nahl; 16/43; Enbiyâ: 21/7” geçen ricâl kelimesi biyolojik erkek anlamında değildir. Erkek ve kadını birlikte kapsamaktadır.

b- Ricâl erkekler kelimesine onların verdiği anlamı yani ergenlik çağına girmiş biyolojik erkeği verecek olursak peki şu ayeti nereye koyacağız. Kur’an-ı Kerim yukarıda  Nur Suresinin 31. Ayetinde açık ve enet bir şekilde ricâl kelimesini ergenlik çağına girmiş erkek anlamında kullanmaktadır. “مِنَ الرِّجَالِ أَوِ الطِّفْلِ”

Kur’an-ı Kerim’de Hz. Yahya ve Hz. İsa Mesîh için kullanılan “يَا يَحْيَى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍ وَآَتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِيًّا” “Ey Yahyâ! Kitaba var gücünle sarıl!” dedik ve ona henüz çocukken hikmeti verdik.” (Meryem: 19/12)  ve “قَالَ إِنِّي عَبْدُ اللَّهِ آَتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَنِي نَبِيًّا” “(Beşikteki bebek: “Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. Bana kitabı (İncil’i) verdi ve beni bir peygamber yaptı.”  (Meryem: 19/30) Dolayısıyla o istidlalde bulunanlara göre Hz. Yahyâ ve Hz. İsa’nın beşiklik ve çocukluktaki nübüvvetleri tam bir çıkmaza sürüklemiş oluyor kendilerini. Zira rical kelimesini erkek anlamında ele alacak olursanız bu durumda rical kelimesi ergenlik öncesini kapsamamaktadır. Bu durumda nübüvvetin ergenlikten sonra başlaması gibi bir durum ortaya çıkıyor. Bu ayrı bir tartışma. Dahası Kur’an, İsa ve Yahyâ Peygamberlerin çocukken nübüvvetlerini ortaya koyuyor.

c- Bütün bunları kabul edelim. Onların dedikleri gibi olsun. Ricâl kelimesinin biyolojik erkeklik olduğunu kabul edelim. Yine şu sorun ortaya çıkıyor. Bu istidlalde bulunanlar kadından peygamber olamayacağını söylüyorlar. Halbuki delil getirilen üç ayette de mümkünlük olumsuzlanmıyor ki sadece vakî olmaktan bahs ediyor. Yani önceki gönderdiğimiz rasuller… Vakıadan bahs etmek ayrı; mümkünlükten bahs etmek ise ayrı.

Son söz ayrı bir çalışma konusu olmakla birlikte kadından nebi de olur, rasul de olur halifetullah da olur. Kalkıp bu Kitap erkeklere has bir kitaptır derseniz o başka!

Selam, muhabbet ve dua ile.

Cevher Caduk

Kadın peygamber var mıdır?
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir