Geçtiğimiz yirmi yıl boyunca Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyası, tarihin en planlı ve sistematik istikrarsızlaştırma süreçlerinden birine sahne oldu. Bugün geriye dönüp baktığımızda; emekli General Wesley Clark’ın Pentagon koridorlarında tanık olduğu “7 ülke” itirafı, Jeffrey Sachs’ın müdahaleci diplomasiye yönelik sert eleştirileri, Ralph Peters’ın “Kan Sınırları” haritası ve İsrail’in Oded Yinon Planı, aslında tek bir devasa yapbozun parçaları olarak karşımıza çıkıyor.
1. Planlı Tasfiye Süreci (2001 – Günümüz)
Süreç, 11 Eylül sonrası ABD içindeki bir kanadın, Ortadoğu’da “rejimi devrilecek 7 ülke” (Irak, Suriye, Lübnan, Libya, Somali, Sudan ve İran) listesini devreye sokmasıyla başladı. Bu liste, sadece terörle mücadele değil; bölgenin merkezi devlet yapılarını çökertmeyi hedefleyen, Prof. Jeffrey Sachs’ın deyimiyle “felaket getiren müdahaleci bir ajanda” idi.
2. Jeopolitik Mühendislik: Yinon ve Peters Planları
Askeri operasyonların arka planında iki temel vizyon bulunuyordu:
-
Oded Yinon Planı (İsrail): Bölgedeki büyük devletlerin (Mısır, Irak, Suriye) etnik ve mezhepsel temelde küçük, birbirine düşman birimlere parçalanarak İsrail’in mutlak güvenliğinin sağlanması.
-
Ralph Peters’ın “Kan Sınırları” (ABD): Mevcut sınırların “yapay” olduğu iddiasıyla; Türkiye, İran, Suudi Arabistan ve Pakistan gibi ülkelerin toprak bütünlüğünü hedef alan, yeni devletlerin (Kürdistan, Belucistan vb.) kurulmasını öngören harita çalışması.
3. İran: Kilit Hedef ve Stratejik Dalgakıran
İran, Clark’ın listesinde “nihai hedef” olarak kodlanmıştır. İran’ın düşürülmesi, hem bölgedeki Batı karşıtı direnç hattının imhası hem de enerji yollarının tam kontrolü anlamına geliyordu. Ancak İran’ın beklendiği gibi düşmemesi ve merkezi otoritesini koruması, bölgenin tamamen atomize (küçük parçalara bölünme) edilmesinin önündeki en büyük engel haline gelmiştir.
4. İşbirlikçilikten Beka Kaygısına: Bölge Ülkelerinin Dönüşümü
Başlangıçta ABD’nin bölgeyi “demokratikleştirme” vaatlerine veya rejimlerini koruma içgüdüsüyle bu sürece (Lojistik veya vekalet savaşları yoluyla) destek veren Türkiye, Suudi Arabistan, BAE ve Katar gibi ülkeler, zamanla şu gerçekle yüzleşti:
-
Aynı Tehdit Altındalar: Peters’ın haritasında sadece “düşman” görülen ülkeler değil, bu “partner” ülkelerin de sınırlarının değiştiği/küçüldüğü netleşti.
-
İstikrarsızlık Bulaşıcıdır: Çöken devletlerin (Suriye, Libya) yarattığı terör ve göç dalgaları, bu ülkelerin iç güvenliğini doğrudan tehdit etmeye başladı.
5. Yeni Dönem: Bölgesel İttifak ve Otonomi
2020’lerin ikinci yarısından itibaren görülen tablo, “sıranın kendilerine geldiğini” fark eden aktörlerin artık dışarıdan çizilen haritaları reddettiğidir.
-
Türkiye-Mısır-Suudi Arabistan gibi ülkelerin kendi aralarındaki ihtilafları dondurup normalleşmeleri,
-
Savunma sanayiinde yerlileşme ve ABD’ye olan güvenlik bağımlılığının azaltılması,
-
Bölgesel krizleri (İran ile ilişkiler dahil) bölge ülkelerinin kendi aralarında çözme iradesi,
Sonuç olarak; Ortadoğu, bir asır önceki Sykes-Picot gibi masa başında cetvelle çizilen haritaların (Yinon-Peters) dayatıldığı bir süreçten geçmektedir. Ancak bu kez bölgenin köklü devletleri, bu “istikrasızlaştırma listesinde” sıradaki kurban olmamak için kendi oyunlarını kurmakta ve otonom bir güç bloku oluşturmaya çalışmaktadır.
Bu mücadele, “küçük ve zayıf devletler konfederasyonu” isteyen güçler ile “güçlü ve bütünlüklü bölge aktörleri” arasındaki varlık savaşıdır.




