Medya İnceleme Ağı (Media Review Network), İran’ın ülkeyi ve devrimini savunmadaki inanılmaz direncini ve bunun sonucunda elde ettiği muhteşem askeri zaferi memnuniyetle karşılıyor.
ABD, NATO ve siyonist-apartheid rejiminin askeri stratejistleri yaşadıkları hezimetin şokuyla yeni planlar üretmeye (eski planlarını yeni baştan çizmeye) çalışırken, İran tavizsiz duruşuyla tetikte beklemeye devam edecek.
İran İslam Cumhuriyeti, cesur halkının İmam Humeyni (r.a.) önderliğindeki 1979 İslam Devrimi ile yozlaşmış Pehlevi hanedanlığını devirmesinden bu yana birden fazla kez darbe yedi.
Batı’nın ikiyüzlülüğüne kazınmış aldatma modeli, İran’ın tamamen farkında olduğu ve buna karşı tetikte olacağı bir utanç simgesidir.
İsrail’e vurulan darbenin, bu yerleşimci sömürgeci rejimi darmadağınık, öfkeli ve son derece hırçın bir halde bıraktığını bilmektedir.
Yair Lapid gibi Siyonist politikacılar ateşkesi sert bir şekilde eleştirdiler.
Lapid, Netanyahu’yu suçlayarak ve bunu siyasi ve stratejik liderliğin başarısızlığı olarak nitelendirerek sert bir şekilde eleştirdi ve İsrail’in güvenliği için uzun vadeli sonuçlar doğuracağı konusunda uyardı.
Lapid, “Tarihimizde böyle bir siyasi felaket hiç yaşanmadı,” diyerek, “Ulusal güvenliğimizin temelini oluşturan kararlar alınırken İsrail masada bile değildi” şeklinde konuştu.
Netanyahu’nun, Trump’ın bir çıkış stratejisi arama eğilimine karşı olduğu ve gerilimi düşürecek yolları (çıkış yollarını) kötü niyetle sabote ettiği herkesçe bilinmektedir.
Görünüşe göre kenara itilip özür dilemeye zorlanması, askeri veya siyasi hedeflerinin hiçbirine ulaşamadan İran füzelerinin yol açtığı yıkımın hesabını vermek zorunda kalmasına neden oldu.
Nitekim Netanyahu’nun İran’ı yok etme yönündeki mesihvari coşkusunun ironisi, Tahran’ın merkezindeki bir sinagogun, yine kendisinin füze saldırısıyla yerle bir etmesinin ardından, onun külleriyle yüzleşiyor.
Yahudi temsilciler saldırıyı kınayarak, Tevrat tomarlarının enkaz altında kaldığını belirtti.
İran parlamentosundaki Yahudi temsilcisi Homayoun Sameh’in şu sözleri aktarıldı: “Siyonist rejim, Yahudi bayramı sırasında bu topluluğa karşı hiçbir merhamet göstermedi ve eski ve kutsal sinagoglarımızdan birine saldırdı.”
“Ne yazık ki, bu saldırı sırasında sinagog binası tamamen yıkıldı,” dedi.
Netanyahu’nun İran’ı yok edememesi, yenilginin gerçekliğiyle boğuşurken gözünün önünde duran bir gerçek.
Sonuçta, Trump’a yaptığı baskı, İran rejiminin 48 saat içinde devrilebileceğine ABD’yi ikna etmek için tasarlanmış bir sunuma dayanıyordu.
Ülkenin “balistik füze programının birkaç hafta içinde imha edilebileceği, rejimin Hürmüz Boğazı’nı kapatamayacak kadar zayıflayacağı ve İran’ın komşu ülkelerdeki ABD çıkarlarına darbe indirme olasılığının minimum düzeyde olacağı” bir senaryoyu özetledi.
İran’ın 40 gün süren ve Netanyahu’nun hedeflerini baltalayıp boşa çıkaran, ayrıca Trump’ın İsrail’in soykırım savaşındaki suç ortaklığını ortaya koyan ve Devrim Muhafızları’nın dikte ettiği şartlarla ateşkes sağlayan kararlı misillemesi, İran’ın dünyanın ezilen kitleleri arasındaki statüsünü ve prestijini güçlendirdi.
İran’ın Washington’ı temelden şu maddelere mecbur kılan 10 maddelik önerisi:
-
İran’a yönelik yeni bir saldırı gerçekleştirilmemesi,
-
Hürmüz Boğazı üzerindeki İran kontrolünün devam etmesi,
-
İran’ın uranyum zenginleştirmesinin kabul edilmesi,
-
Tüm birincil yaptırımların kaldırılması,
-
Tüm ikincil yaptırımların kaldırılması,
-
Tüm BM Güvenlik Konseyi kararlarının iptali,
-
Tüm Yönetim Kurulu (UAEA) kararlarının iptali,
-
İran’a tazminat ödenmesi,
-
ABD muharip güçlerinin bölgeden çekilmesi,
-
Lübnan’ın kahraman İslami Direnişi dahil olmak üzere tüm cephelerdeki savaşın durdurulması.
İsrail’in soykırımcı rejimi; ateşkesin bedelini istemeye istemeye, gönülsüzce, büyük bir hınç ve rahatsızlık içinde ödemek zorunda kalmıştır.
Netanyahu’nun ateşkesi sabote etme çabalarına rağmen, Trump tutarsız taleplerinden ve İran’a karşı “cehennemin kapılarını açma” tehdidini yerine getirme yükümlülüğünden kurtulmak için can atıyordu.
ABD’nin yenilgiyi kabul etmesi ve Netanyahu’nun Hizbullah’a karşı savaşını durdurmaya zorlanmasıyla birlikte, İran haklı olarak küresel “İslam Hareketi”nin öncü gücü ve Direniş ekseni olarak yeniden ortaya çıktı.
Iqbal Jassat, Yönetim Kurulu Üyesi, Medya İnceleme Ağı, Johannesburg, Güney Afrika
Crescent International




