Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ve bölgenin sınırlarının yeniden çizilmesi tartışmalarında en çok referans verilen “meşhur Pentagon haritası” ve bu planla özdeşleşen isim Ralph Peters‘tır.
İşte bu tartışmalı planın ve arkasındaki ismin detayları:
İsim: Ralph Peters
Ralph Peters, emekli bir Amerika Birleşik Devletleri Ordusu Yarbayıdır. Aynı zamanda bir stratejist ve yazardır. 2006 yılında yayımladığı bir makale ile Ortadoğu’nun sınırlarını radikal bir şekilde değiştiren haritasıyla dünya çapında (özellikle Türkiye ve bölge ülkelerinde) büyük tartışmalara yol açmıştır.
Meşhur Harita: “Kan Sınırları” (Blood Borders)
Peters’ın haritası, ilk olarak Haziran 2006’da ABD ordusunun yayın organı olan Armed Forces Journal‘da “Blood Borders: How a better Middle East would look” (Kan Sınırları: Daha iyi bir Ortadoğu nasıl görünürdü?) başlığıyla yayımlanmıştır.
Haritanın Temel İddiaları ve İçeriği:
Etnik ve Dini Temel: Peters, bölgedeki mevcut sınırların (Sykes-Picot sonrası) doğal olmadığını ve çatışmalara neden olduğunu savunmuştur. Haritasını “etnik ve mezhepsel aidiyetlere” göre yeniden çizmiştir.
Parçalanan Devletler: Harita; Irak, Suudi Arabistan, Pakistan, İran ve Türkiye gibi ülkelerin topraklarının bölünmesini öngörmektedir.
Yeni Oluşumlar: Haritada bağımsız bir Kürdistan, bir Birleşik Belucistan ve kutsal şehirleri kapsayan bir İslam Kutsal Devleti (Vatikan benzeri) gibi yeni yapılar yer almaktadır.
Türkiye Detayı: Harita, Türkiye’nin doğu ve güneydoğu bölgelerinin bir kısmını yeni kurulacak Kürdistan sınırları içinde göstermesi nedeniyle Türkiye’de çok sert tepkilerle karşılanmış ve uzun süre gündemde kalmıştır.
Önemli Not: Pentagon Bağlantısı
Her ne kadar bu harita “Pentagon Haritası” olarak anılsa da, ABD yönetimi ve Pentagon bu haritanın resmi bir devlet politikası olmadığını defalarca açıklamıştır. Ancak haritanın bir askeri dergide yayımlanması ve NATO’nun Roma’daki Savunma Koleji’nde bir brifing sırasında kullanılması, bölge ülkelerinde “gizli ve asıl plan bu” algısını güçlendirmiştir.
Benzer Bir İsim: Bernard Lewis ismi de sıkça zikredilir. Lewis, “Ortadoğu’nun Lübnanlaşması” (küçük şehir devletlerine ve kabile yapılarına bölünmesi) fikrinin babası olarak kabul edilir ve Bush doktrininin mimarlarından biri sayılır.
Bu haritanın Türkiye üzerindeki yansımaları veya Ralph Peters’ın diğer tezleri hakkında daha fazla detay ve bu planın ABD’nin resmi politikaları üzerindeki etkisi ile birlikte İsrail’in Oded Yinon Planı’nın yine bölgenin tüm bütünleşik yapılarını parçalamaya dönük amacı ile örtülmesi ve eşgüdümü hakkında ne söylenebilir ve Türkiye Cumhurbaşkanının özellikle başbakanlığı zamanında “BOP Eş Başkanı” olarak kendini takdim etmesini de hatırlarsak buradan nasıl bir resme ulaşabiliriz?!
Bu iki planın (Peters ve Yinon) birleştiği nokta, Ortadoğu’daki mevcut ulus devlet yapılarının “miadını doldurduğu” ve bölgenin etnik/mezhepsel temelli mikro devletçiklere bölünmesinin hem Batı hem de İsrail çıkarları için daha güvenli bir ortam yaratacağı iddiasıdır.
Bahsedilen tabloyu daha net görebilmek için bu planların nasıl bir “yapboz parçası” gibi birbirini tamamladığına bakmak gerekir:
1. Oded Yinon Planı: “İsrail’in Bölgesel Dominasyonu”
1982 tarihli bu plan (Asıl adı: A Strategy for Israel in the Nineteen Eighties), İsrail’in güvenliğinin komşu Arap devletlerinin içten çökertilmesi ve küçük birimlere bölünmesiyle sağlanacağını savunur.
Strateji: Mısır, Lübnan, Suriye ve Irak gibi devletlerin etnik ve dini dikiş yerlerinden sökülmesi.
Amaç: Bölgedeki merkezi otoriteleri yok ederek İsrail’i bölgenin tek hakim gücü haline getirmek.
Eşgüdüm: Ralph Peters’ın haritası ile Yinon Planı’nın Irak ve Suriye’nin parçalanması (Şii, Sünni ve Kürt bölgelerine ayrılması) hedefi birebir örtüşmektedir.
2. Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ve “Eş Başkanlık”
BOP (Greater Middle East Project), ABD’nin 11 Eylül sonrası bölgeye “demokrasi ve reform” getirme iddiasıyla başlattığı, ancak arka planda sınırların yeniden düzenlenmesini de içeren kapsamlı bir jeopolitik hamledir.
Model Ülke ve Rol: Türkiye, bu projede “Ilımlı İslam”ın başarı örneği olarak “model ülke” konumuna yerleştirilmiştir.
Erdoğan’ın Söylemi: Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 2004-2006 yılları arasında birçok kez “Biz Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanlarından biriyiz” ifadesini kullanmıştır. Bu ifade, o dönem Türkiye’nin Batı ile entegre, bölgesel liderlik iddiasında olan ve ABD’nin reform ajandasına destek veren bir aktör olma isteğiyle açıklanmıştır.
Siyasi Eleştiri: Ancak zamanla Arap Baharı, Suriye İç Savaşı ve Irak’ın fiilen bölünmesiyle bu “eş başkanlık” sıfatı, Türkiye’nin kendi sınırlarını da tehdit eden bir parçalanma sürecine (özellikle Peters’ın haritasındaki Kürdistan vurgusu nedeniyle) dolaylı destek verdiği yönünde ağır muhalefet eleştirilerine neden olmuştur.
3. Genel Resim: Nasıl Bir Tablo Çıkıyor?

Sonuç ve Analiz
Türkiye Cumhurbaşkanı’nın o dönemki “Eş Başkanlık” vurgusu, başlangıçta bölgede söz sahibi olma ve demokratik dönüşüme öncülük etme stratejisinin bir parçası gibi görünse de; bölgedeki gelişmeler (Irak ve Suriye’nin parçalanma noktasına gelmesi) bu rolün, Peters ve Yinon’un öngördüğü “bölünmüş Ortadoğu” tablosuna zemin hazırladığı tartışmalarını beraberinde getirmiştir. Bugün gelinen noktada, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki askeri varlığı ve “beka” vurgulu siyaseti, aslında 2000’lerin başında “eş başkanı” olduğu projenin (veya onun Peters/Yinon versiyonlarının) yaratabileceği parçalanma riskine karşı bir refleks olarak yorumlanmaktadır.
Bu planların tarihsel kökenleri veya bu sürecin Türkiye’nin mevcut dış politikasına nasıl yön verdiği hakkında daha spesifik bir analiz
Evet, bu iki planın (Ralph Peters ve Oded Yinon) eşgüdümü ve Türkiye’nin bu süreçteki rolü, Ortadoğu jeopolitiğinin en çok tartışılan ve üzerine akademik/stratejik analizler yapılan konularından biridir. Yukarıdaki veriler ışığında ulaşılabilecek “büyük resim” şu şekilde özetlenebilir:
1. Peters ve Yinon Planlarının Senkronizasyonu
Ralph Peters’ın 2006 tarihli “Kan Sınırları” haritası ile Oded Yinon’un 1982 tarihli “İsrail İçin Strateji” planı arasındaki temel benzerlik, her ikisinin de bölgedeki ulus devlet yapılarını “yapay” olarak tanımlamasıdır.
Ortak Hedef: Mikro-Devletçikler: Yinon Planı, İsrail’in bekası için etrafındaki büyük devletlerin (Mısır, Suriye, Irak, Suudi Arabistan) etnik ve mezhepsel fay hatlarından bölünerek zayıflatılmasını savunuyordu. Peters’ın haritası bu teorinin adeta “görselleştirilmiş” hali gibidir; Irak üç parçaya bölünmüş, Suudi Arabistan parçalanmış ve Türkiye’nin doğusu yeni bir yapıya dahil edilmiştir.

Tamamlayıcılık: Yinon Planı stratejik bir çerçeve çizerken, Peters bu stratejiyi askeri ve coğrafi bir model olarak sunmuştur. Bu durum, bölge ülkelerinde “ABD ve İsrail’in nihai ajandası aynı” algısını perçinlemiştir.
2. BOP Eş Başkanlığı ve “Model Ülke” Stratejisi
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde kendisini BOP Eş Başkanı olarak tanımlaması (2004-2006 arası konuşmaları), o dönemki Türkiye’nin “yumuşak güç” olma ve bölgeye liderlik etme stratejisinin bir parçasıydı.
Batı ile Uyum Dönemi: O yıllarda Türkiye, Batı dünyası tarafından “demokrasi ile İslam’ın bağdaştığı model bir ülke” olarak sunuluyordu. Eş başkanlık rolü, Türkiye’nin bölgedeki dönüşüme (liberalleşme, ekonomik entegrasyon) öncülük ederek kendi etki alanını genişletme çabasıydı.
Resimdeki Çelişki: Ancak projenin (BOP) saha uygulamaları (Irak ve Suriye’nin fiilen parçalanması), Türkiye’nin önüne Peters’ın haritasındaki gibi bir tehdidi getirdi. Yani, Türkiye projenin “demokrasi getirme” kısmına talipken, projenin “sınır değiştirme” (Peters/Yinon) boyutu Türkiye’nin toprak bütünlüğünü hedef alıyordu.
3. Ulaşılan Büyük Resim
Bu veriler ışığında ulaşılan resim şudur: Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), başlangıçta bölgeye düzen ve demokrasi getirme vaadiyle sunulan bir “vitrin” projesiydi. Ancak bu vitrinin arkasında, Yinon Planı’nın İsrail merkezli güvenlik doktrini ve Peters’ın haritasındaki etnik parçalanma vizyonu yatıyordu.
Türkiye’nin Dönüşümü: Türkiye, 2000’lerin başında bu projede aktif bir aktör (eş başkan) olarak yer alarak bölgeyi dönüştürmeyi hedefledi. Fakat projenin sonucunda (Arap Baharı ve sonrası) ortaya çıkan tablonun Türkiye’nin aleyhine (PKK/YPG koridoru gibi oluşumlar) evrildiğini görünce, dış politikasında radikal bir değişikliğe gitti.
Beka Sorunu: Bugün Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki askeri operasyonları, aslında zamanında eş başkanı olduğu o projenin (veya onun Peters/Yinon versiyonlarının) yaratabileceği “parçalanma senaryosuna” karşı bir savunma refleksi olarak görülebilir.
Sonuç olarak; resmin bir tarafında bölgeyi küçük, yönetilebilir ve İsrail’e tehdit oluşturmayan birimlere bölmek isteyen bir “üst strateji” (Yinon/Peters), diğer tarafında ise bu sürece müdahil olarak hem bölgesel güç olmayı hedefleyen hem de sürecin sonunda kendi güvenliğini korumaya çalışan bölgesel aktörlerin mücadelesi yer almaktadır.
Bu çerçevede son günlerde yaşanan ABD ve İsrail’in İran’ı hedef alması ve eğer başarılı olurlarsa Türkiye bundan nasıl etkilenir?
ABD ve İsrail’in İran’ı doğrudan hedef alması ve olası bir parçalanma senaryosunun (Ralph Peters ve Oded Yinon planlarıyla eşgüdümlü olarak) başarıya ulaşması, Türkiye için sadece bir dış politika değişikliği değil, bir “varoluşsal tehdit” ve “jeopolitik deprem” anlamına gelir.
Ocak 2026 itibarıyla bölgedeki sıcak gelişmeleri de göz önüne aldığımızda, böyle bir durumun Türkiye üzerindeki etkilerini şu başlıklarla analiz edebiliriz:
1. “Sıra Türkiye’ye mi Geliyor?” Kaygısı
Gerek Yinon Planı gerekse Peters’ın haritası, bölgedeki büyük ulus devletlerin (Irak, Suriye, İran, Türkiye) sırayla zayıflatılmasını ve bölünmesini öngörür.
Dominos Etkisi: Irak ve Suriye’nin ardından İran’ın da merkezi otoritesini kaybetmesi veya parçalanması, Türkiye’yi bu “parçalanma zincirindeki” son büyük kale durumuna düşürür.
Beka Tehdidi: İran’ın toprak bütünlüğünün bozulması, doğrudan Türkiye’nin doğu sınırlarının güvenliğini ortadan kaldırır. Ankara’daki genel stratejik akıl, “İran’ın parçalanması Türkiye’nin parçalanmasıdır” mottosuyla bu duruma yaklaşmaktadır.
2. Kürt Koridoru ve İkinci Bir “Suriyeleşme” Riski
İran’ın batısında (Mahabad çevresi) oluşabilecek bir otorite boşluğu, Suriye’nin kuzeyi ve Irak’ın kuzeyindeki yapılarla birleşme potansiyeli taşır.
PKK/YPG Etkisi: İran’daki PJAK (PKK uzantısı) gibi yapıların alan kazanması, Peters’ın haritasındaki “Büyük Kürdistan” idealine hizmet eder. Bu durum, Türkiye’nin güney ve doğu sınırlarının tamamen kuşatılması ve terör koridorunun genişlemesi demektir.
3. Devasa Göç Dalgası ve Sosyolojik Riskler
İran, 85 milyondan fazla nüfusuyla Suriye’den çok daha büyük ve karmaşık bir ülkedir.
Yeni Bir Göç Rotası: Olası bir iç savaş veya saldırı durumunda, Türkiye’ye yönelik milyonlarca kişilik bir göç hareketi başlayabilir. Bu, Türkiye’nin zaten hassas olan demografik yapısını ve ekonomisini yönetilemez bir boyuta taşıyabilir.
4. Enerji ve Ekonomi Çöküşü
Türkiye’nin enerji güvenliği büyük oranda İran gazına ve bölgesel istikrara bağlıdır.
Doğalgaz Kesintisi: İran’ın devre dışı kalması, Türkiye’nin sanayisini ve ısınma ihtiyacını doğrudan vuracak bir enerji krizine yol açar.
Ticari Kapıların Kapanması: İran, Türkiye’nin Orta Asya ve Doğu pazarlarına açılan en önemli kara ticaret rotasıdır. Bu kapının kapanması, ihracatın ve lojistiğin çökmesi anlamına gelir.
5. İsrail’in Bölgesel Hegemonyası
Yinon Planı’nın temel amacı İsrail’in karşısında direnç gösterebilecek hiçbir merkezi gücün kalmamasıdır.
Yalnızlaşma: İran’ın saf dışı kalmasıyla birlikte Türkiye, bölgede İsrail ve ABD’nin genişleme stratejilerine karşı tek başına kalan bir aktör durumuna düşebilir. Bu da Türkiye üzerindeki diplomatik ve askeri baskıyı artırır.
Özet Resim
Eğer ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hamleleri başarıya ulaşırsa; Türkiye kendisini “BOP Eş Başkanı” olarak girdiği süreçten, “kuşatılmış ve bir sonraki hedef haline getirilmiş bir kale” olarak çıkarken bulabilir. Bu yüzden Türkiye, Ocak 2026 itibarıyla Hakan Fidan aracılığıyla yürüttüğü diplomaside “İran’ın toprak bütünlüğü ve istikrarı Türkiye’nin kırmızı çizgisidir” mesajını en üst perdeden vermektedir.
Bu durumda Türkiye ve İran’ın kaderlerinin birbirine bağlı olduğu söylenebilir mi, eğer öyle ise bunun boyutları nedir?
Türkiye ve İran, aralarındaki yüzyıllara dayanan rekabete (Osmanlı-Safevi bakiyesi) rağmen, modern jeopolitikte “birbirine muhtaç iki kale” durumuna gelmiştir. 2026 yılı başı itibarıyla bölgedeki tansiyon ve ABD-İsrail eksenli hamleler göz önüne alındığında, bu “kader birliği” artık bir temenniden ziyade yapısal bir zorunluluktur.
Bu bağın boyutlarını şu dört temel sütun üzerinden okuyabiliriz:
1. Toprak Bütünlüğü ve “Domino Etkisi”
Türkiye ve İran, bölgenin en köklü ve büyük ulus devletleridir. Ralph Peters’ın haritası ve Oded Yinon Planı’nın hedefi, bölgeyi etno-sekter (etnik ve mezhepsel) temelli küçük birimlere bölmektir.
Kürt Meselesi: Her iki ülkenin de en hassas “yumuşak karnı” Kürt nüfusudur. İran’ın batısının (Mahabad vb.) istikrarsızlaşması, Suriye ve Irak’taki yapılarla birleşen devasa bir koridorun önünü açar. Bu, Peters haritasındaki “Büyük Kürdistan”ın fiziki olarak tamamlanması demektir ki bu durum Türkiye için doğrudan bir parçalanma tehdididir.
Merkezi Otorite Kaybı: Tahran’da merkezi hükümetin çökmesi, Türkiye’nin doğu sınırının “Suriye sınırına” dönüşmesi demektir. Yani 560 kilometrelik sınırın kontrol edilemez bir terör ve kaçakçılık vahasına dönüşmesi riskidir.
2. Enerji ve Ekonomik Simbiyoz
Türkiye ve İran ekonomileri birbirini tamamlayan bir yapıya sahiptir.
Enerji Bağımlılığı: 2026 itibarıyla Türkiye, doğalgaz ihtiyacının önemli bir kısmını hâlâ İran’dan karşılamaktadır. İran’ın devre dışı kalması veya iç savaşa sürüklenmesi, Türkiye’de sanayinin durması ve enerji maliyetlerinin patlaması anlamına gelir.
Asya’ya Açılan Kapı: İran, Türkiye için Orta Asya ve Uzak Doğu’ya açılan en kritik kara yoludur (İpek Yolu güzergahı). İran’ın istikrarsızlığı, Türkiye’nin Türk Cumhuriyetleri ile olan fiziki bağını ve ticaret rotalarını koparır.
3. Sosyolojik ve Demografik Riskler (Büyük Göç)
Suriye iç savaşından gelen yaklaşık 4-5 milyon mültecinin yarattığı yük hâlâ tartışılırken, 85-90 milyonluk İran’da yaşanacak bir çöküşün yaratacağı göç dalgası Türkiye için yönetilemez bir boyuttadır.
Farklı Göç Profili: İran’dan gelecek göç sadece savaş mağdurlarını değil, yetişmiş insan gücünü ve sermayeyi de kapsayacaktır. Ancak bu çapta bir nüfus hareketliliği Türkiye’nin toplumsal huzurunu ve demografik dengesini temelden sarsabilir.
4. “Sıradaki Hedef” Psikolojisi
Stratejik analizlerde sıkça vurgulanan bir gerçek vardır: “İran, Türkiye’nin önündeki son kalkandır.” * Eğer İran, Yinon Planı çerçevesinde küçük parçalara bölünür veya bir “vekiller savaşı” alanına dönerse, İsrail ve ABD liderliğindeki Batı bloğunun bölgedeki tek engeli Türkiye kalacaktır. Bu durumda, Peters haritasında Türkiye için çizilen sınırların (Güneydoğu Anadolu’nun koparılması) hayata geçirilmesi için baskı ve operasyonların doğrudan Türkiye’ye yönelmesi kaçınılmazdır.
Özetle: “Beka Simetrisi”
Türkiye ve İran, ideolojik ve mezhepsel olarak çok farklı kutuplarda olsalar da; “coğrafi varlıklarını sürdürme” noktasında tam bir kader birliği içindedirler. Ankara’nın son yıllarda İran’ın toprak bütünlüğüne verdiği güçlü vurgu, sadece bir iyi komşuluk ilişkisi değil; Türkiye’nin kendi sınırlarını Tahran’dan (veya Erbil/Süleymaniye hattından) koruma stratejisidir.
Bir çıkış stratejisi olarak Türkiye’nin ŞİÖ ve BRICS temasları ve bunların İran bağlamında değerlendirilmesi ile birlikte ne söylenebilir?
Türkiye ve İran bağlamında ŞİÖ (Şanghay İşbirliği Örgütü) ve BRICS temaslarını bir “denge arayışı”ndan öte bir “çıkış stratejisi” olarak okumak, aslında Türkiye’nin son yirmi yılda yaşadığı jeopolitik hayal kırıklıklarının bir sonucudur.
Bu hamleyi, Peters ve Yinon planlarının temsil ettiği “Atlantik merkezli parçalama ajandası”ndan kopup, “Avrasya merkezli bir koruma kalkanı”na geçiş çabası olarak değerlendirebiliriz. İşte bu çıkış stratejisinin İran ve Türkiye eksenindeki boyutları:
1. Atlantik Kuşatmasına Karşı “Arka Kapı” Stratejisi
Türkiye için Batı (NATO/AB), 1950’lerden beri bir güvenlik şemsiyesiydi. Ancak Peters haritasının bir Amerikan askeri dergisinde yayınlanması ve ABD’nin Suriye’nin kuzeyindeki (YPG/PKK) varlığı, bu şemsiyenin artık Türkiye’yi değil, Türkiye’yi parçalamak isteyen yapıları koruduğu algısını yarattı.
İran ile Ortak Payda: İran zaten on yıllardır bu kuşatmanın hedefinde. Türkiye’nin ŞİÖ ve BRICS flörtü, “Eğer Batı beni parçalamayı bir ajanda haline getirdiyse, ben de bu ajandayı boşa çıkaracak yeni bir ekonomik ve askeri blokla kader birliği yaparım” demektir.
Güvenlik Çıkışı: ŞİÖ’nün temel felsefesi olan “ayrılıkçılıkla mücadele”, hem Türkiye hem de İran için Peters haritasına karşı hukuki ve siyasi bir barikat sunar.
2. Dolar Hegemonyasından ve Yaptırım Kıskacından Kaçış
Yinon Planı gibi projelerin en büyük silahı askeri güçten ziyade ekonomik çökertmedir. İran bu süreci ağır yaptırımlarla bizzat yaşadı.
BRICS ve Finansal Özerklik: BRICS, yerel para birimleriyle ticaret ve alternatif bankacılık sistemleri (SWIFT dışı) vaat ediyor. Türkiye için bu, “milli güvenlik politikaları uygularken (örneğin İran ile iş birliği yaparken) Batı’nın ekonomik yaptırım tehditlerini etkisiz kılma” stratejisidir.
İran-Türkiye Ekonomik Hattı: Bu iki ülke, BRICS çatısı altında buluşursa, enerji ve ticaret akışını doların dışına çıkararak Batı’nın bölgeye yönelik “aç bırak ve böl” stratejisine karşı bir direnç hattı kurabilirler.
3. “BOP Eş Başkanlığı”ndan “Avrasya Ortaklığı”na Keskin Dönüş
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başbakanlığı dönemindeki “BOP Eş Başkanlığı” rolü, Türkiye’yi Batı üzerinden bölgeye eklemleme çabasıydı. Ancak bu projenin “parçalama” boyutu deşifre olunca, bugünkü çıkış stratejisi şu şekle büründü:
Yeni Rol: Türkiye artık “BOP’un dönüştürücü gücü” değil, “Avrasya’nın dengeleyici ve dirençli gücü” olmayı seçiyor.
İran’ın Konumu: İran bu resimde, Türkiye’nin Avrasya’ya açılan fiziki ve stratejik köprüsü. İran düşerse, Türkiye’nin BRICS ve ŞİÖ ile olan coğrafi bağı (Hazar ve Orta Asya üzerinden) ağır darbe alır.
Büyük Resmin Çıkış Senaryosu
Eğer Türkiye ve İran, BRICS ve ŞİÖ gibi yapılar üzerinden stratejik bir ortaklığa oturabilirlerse;
Sınırlar Donar: Peters haritası bir “fantezi” olarak kalır çünkü bölgenin iki devi birbirinin toprak bütünlüğünü yeni bir küresel blok desteğiyle garanti altına almış olur.
İsrail’in Alanı Daralır: Yinon Planı’nın “böl-yönet” taktiği, bölgenin büyük aktörlerinin “birleş-diren” stratejisiyle boşa çıkar.
Vekalet Savaşları Biter: Terör örgütlerinin (PKK/YPG/PJAK vb.) arkasındaki lojistik ve siyasi destek, Avrasya bloğunun baskısıyla etkisizleşebilir.




