featured
  1. Haberler
  2. Analiz
  3. Kerbela’dan küresel şafağa: İran Direnişi’nin epistemolojik ve jeopolitik sınırı

Kerbela’dan küresel şafağa: İran Direnişi’nin epistemolojik ve jeopolitik sınırı

Bugün Ortadoğu’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik artan askeri tehditleri, yalnızca iki siyasi kampın güç mücadelesi değil; temelleri binlerce yıl öncesine dayanan iki farklı insanlık tasavvurunun nihai hesaplaşmasıdır. Bir tarafta asabiyet, bireysel konfor ve sömürü üzerine kurulu Batılı “Ben” merkezli paradigma; diğer tarafta ise köklerini İmam Ali’nin (a.s) evrensel adalet öğretisinden alan “Biz” merkezli feda kültürü karşı karşıyadır.

1. Maddi gücün kifayetsizliği ve “BİZ”in direnişi

Batı dünyası, özellikle ABD, teknolojik ve askeri üstünlüğünü bir “yenilmezlik illüzyonu” olarak dünyaya dayatmıştır. Ancak bu yapının en büyük zafiyeti, dayandığı ideolojik arka planın boşalmış olmasıdır. Batı artık dünyaya bir “çıkış yolu” veya “anlam” sunamamaktadır; sunduğu tek şey kaosu geciktirmek ve sömürüyü sürdürmektir.

İran’ın bu tehdit karşısında sergilediği “eller tetikte” duruşu, sadece bir savunma stratejisi değil, bu kifayetsizliğe karşı bir meydan okumadır. İran’ın direnişi, “İnsanlar ya dinde kardeş, ya yaratılışta eştir” ilkesi üzerine kurulu bir “yaratılış kardeşliği” savunmasıdır. Bu savunma, füzelerden daha güçlü bir zırh olarak, Batı’nın ötekileştirici asabiyetine karşı durmaktadır.

2. “Feda” boğumu ve evrensel devrim

Modern insan, konfor ve bencillik üzerine kurulu bir hayat sürmeye alıştırılmıştır. Bu “kolaycı” tabiat, “biz” merkezli bir dünyanın gerektirdiği özveriyi (feda) bir engel olarak görmektedir. Ancak insanlık bugün, Batı’nın sunduğu bu sahte cennetin içinde susuzluktan kıvranmaktadır.

İran’ın olası bir saldırıya karşı durup zafer kazanması, dünya için bir “suya kavuşma” anı olacaktır. Çünkü bu zafer, “ben” merkezli sistemin yenilebilir olduğunu, “biz” olmanın ve mazlumun yanında durmanın (feda esaslı yaşamın) sadece bir ütopya değil, hayatta kalmanın tek yolu olduğunu ispatlayacaktır.

3. Gazze’den yükselen uyanış: Perdelerin kalkması

Gazze’de yaşananlar, Batı’nın “insan hakları” maskesini düşürmüş ve perdeleri aralamıştır. Bugün Batı metropollerindeki gençlerin sokaklara dökülmesi, aslında İran’ın temsil ettiği o evrensel adalet arayışıyla bir “tanışma” sürecidir. İnsanlar, asabiyetin (milli veya dini üstünlükçülük) yarattığı yıkımı gördükçe, insanın mutlak saygınlığını esas alan “fıtri bir eksen” aramaktadır.

4. Sonuç: Yeni bir dünyanın doğuşu

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik her hamlesi, aslında kendi çöküşlerini hızlandıran bir katalizör işlevi görebilir. Eğer İran bu askeri ve siyasi sınavdan başarıyla çıkarsa;

  • Uluslararası dengeler: Doların ve hegemonik gücün hüküm sürdüğü yapıdan, çok kutuplu ve adil bir paylaşıma,

  • Zihinsel dengeler: Bencil “ben”den, fedakar “biz”e,

  • Siyasi dengeler: Asabiyetten, evrensel kardeşliğe doğru evrilecektir.

Bu dönüşüm sancılı olacaktır; zira “ben”liğinden vazgeçmek, insan için en zor hicrettir. Ancak susuzluk dayanılmaz noktaya geldiğinde, suyun sertliği değil, hayat vericiliği esas alınacaktır. İran’ın direnişi, bu anlamda sadece bir rejim savunması değil, insanlığın onurunu ve “yaratılışta eş olma durumunu” koruma kavgasıdır. ABD-İsrail saldırısına karşı İran İslam Cumhuriyeti’nin göndereceği her bir füzenin açacağı deliklerden hakikatin ışığı sızmaya başlayacak ve böylece insanlık bu ışığın aydınlığında yeni dünyanın kuruluş yolunu daha net bir şekilde görme imkanına kavuşacaktır.

Kerbela’dan küresel şafağa: İran Direnişi’nin epistemolojik ve jeopolitik sınırı
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir