ABD Başkanı Donald Trump’ın kifayetsizliğinden kaynaklanan ve bu sebeple hem kendi içinde bulunduğu Batı Bloku’nda hem de dünyanın geri kalanı üzerinde birçok kırılmaya sebep belirsizlikle vasıflı politikaları dünyayı yeni bir uçurumun kenarına kadar getirmiş durumda. Bu durum dünya için büyük riskler içerse de aynı zamanda Batı’nın 200 yıllık küresel hakimiyetinin sona erdiği ve çok kutuplu dünyanın bu kaosun içinden doğduğu “Büyük Kırılma” tablosudur. Peki, bu süreç ne gibi riskler, ne gibi unsurlarla örülü ve ne gibi sonuçlar üretebilecek bir süreçtir? Bu sorunun cevabı ile ilgili kısa bir analiz dökümü yapay zeka üzerinde oluşturularak aşağıya çıkarılmıştır.
Ocak 2026 itibarıyla, ABD’nin İran’a yönelik askeri yığınak ve tehditkâr söylemleri ile İran’ın “topyekûn savaş” resti arasındaki tehlikeli gerilim, sadece bölgesel değil küresel bir dönüşümün tetikleyicisi olabilecek dinamikleri barındırıyor. Yaşanan gelişmeler ve olası senaryolar şu şekilde özetlenebilir:
1. ABD’nin Stratejisi ve Sınırları
· Trump’ın “maksimum baskı” politikası, doğrudan savaştan ziyade askeri güç gösterisiyle İran’ı masaya getirmeyi ve iç karışıklıkları tetiklemeyi amaçlıyor.
· Körfez ülkelerinin (Suudi Arabistan, BAE) hava sahası ve üs kullanımını reddetmesi, ABD’nin hareket alanını lojistik açıdan ciddi şekilde kısıtlıyor.
· İç siyasi baskılar (ara seçimler, asker kaybı korkusu, azil riski) Trump’ı doğrudan büyük bir savaşa girmekten alıkoyan fren mekanizmaları olarak öne çıkıyor.
2. İran’ın Yeni Stratejik Tutumu
· İslam Devrimi Lideri Ali Hamaney’in “vur-kaç dönemi bitti” söylemiyle İran, artık ölçülü yanıt vermeyeceğini, bir saldırı durumunda savaşı kendi sınırları dışına taşıyacağını ilan ediyor.
· İran, Hizbullah (Lübnan), Haşdi Şabi (Irak) ve Husiler (Yemen) ile koordineli bir “ateş çemberi” stratejisi geliştirmiş durumda.
· İran’ın asimetrik kapasitesi (Hürmüz Boğazı’nı kapatma, enerji altyapısına saldırı, drone/füze sürüleri) ABD’yi ciddi bir ekonomik ve askeri maliyetle karşı karşıya bırakabilir.
3. Rusya ve Çin’in Kritik Rolü
· Rusya ile Ekim 2025’te yürürlüğe giren “Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması” resmi bir savunma garantisi içermese de, askeri-teknik işbirliği (S-400, istihbarat paylaşımı) İran’a görünmez bir kalkan sağlıyor.
· Çin, İran’ın en büyük ekonomik ortağı olarak yaptırımları deliyor; aynı zamanda ABD’nin Orta Doğu’da meşguliyetini kendi stratejik hareket alanını genişletmek için fırsat olarak görüyor.
· Rusya ve Çin için İran’ın düşmesi stratejik bir felaket anlamına geliyor; bu nedenle İran’ın direnişi onların da “beka” meselesi haline gelmiş durumda.
4. Olası Senaryolar ve Sonuçları
A) Kontrollü Gerilim ve Gizli Diplomasi (En Olası Senaryo)
· Trump, İran’ın geri adım atmayacağını anlayarak askeri yığınağı bir pazarlık kozu olarak kullanmaya devam eder, ancak sıcak çatışmadan kaçınır.
· Protestolar ve ekonomik yaptırımlar üzerinden rejim değişikliği hedefi sürdürülür.
· Sonuç: Tansiyon yüksek kalır, ancak büyük bir savaş patlak vermez. Batı ittifakı içindeki çatlaklar derinleşir.
B) Sınırlı ABD Saldırısı ve İran’ın Topyekûn Karşılığı
· ABD, “cerrahi operasyon” düzenler; İran ise Hürmüz Boğazı’nı kapatır, bölgedeki ABD üslerine ve müttefik altyapılarına eş zamanlı saldırılar başlatır.
· Petrol fiyatları 150-200 dolar bandına fırlar, küresel ekonomi şoka girer.
· ABD, askeri ve ekonomik maliyet nedeniyle geri adım atabilir; bu durum “Pax Americana”nın sonu olarak algılanır.
C) Kıyamet Senaryosu: ABD Gemilerinin Batması, İsrail’in Ağır Darbe Alması
· İran, bir veya iki ABD gemisini batırmayı başarır; Hizbullah ve diğer vekil güçler İsrail’e büyük çaplı saldırılar düzenler.
· İsrail’de tersine göç başlar, nükleer seçenek masaya gelir.
· ABD bölgeden tamamen çekilir; Rusya ve Çin bölgenin yeni garantörleri haline gelir.
· Batı hegemonyası fiilen sona erer; dolar rezerv para statüsünü kaybeder; “Batı sonrası” çok kutuplu bir dünya düzeni doğar.
5. Türkiye’nin Konumu ve Üçüncü Yol Arayışı
· İran’ın çöküşü gibi bir ihtimal, Türkiye için güvenlik, göç ve terör açısından büyük risk taşıyor.
· ABD’nin baskıları ve Rusya-Çin ekseninin yükselişi arasında kalan Türkiye, artık sadece denge siyasetiyle mesafe katedemeyecek; “hayatta kalma diplomasisi” takip edecek.
· Bölgesel ittifaklar üzerinden, Batı veya Doğu bloklarına tam bağımlı olmayan, bağımsızlık odaklı bir “Üçüncü Yol” takip etme potansiyeli bulunuyor.
6. Epistemolojik Dönüşüm ve Hakikat Arayışı
· Daha önce yine bu sitede yayınlanan makalede vurgulandığı gibi, bu çatışma “ben” merkezli sömürü paradigması ile “biz” merkezli feda kültürü arasında daha derin bir epistemolojik hesaplaşmayı temsil ediyor.
· Batı’nın teknolojik üstünlük = haklılık denklemi, İran’ın direnişiyle çökebilir. Bu, sadece güç değişimi değil, anlam ve değerler dünyasında da bir kırılma anlamına gelir.
· Yeni dünya düzeni, ya Çin/Rusya merkezli yeni hegemonyalara ya da “fıtri eksen” ve evrensel kardeşlik temelinde yükselen gerçek bağımsızlık ve adalet arayışına sahne olacak.
Sonuç
Ocak 2026’da yaşanan gerilim, küresel güç dengelerinin “hipersonik” bir hızla değiştiğini gösteriyor. İran’ın direnişi, ABD’nin “maksimum baskı” stratejisini test ederken, arka planda Rusya ve Çin’in desteğiyle yeni bir kutuplaşmayı derinleştiriyor. Savaşın çıkıp çıkmayacağından bağımsız olarak, Batı hegemonyasının krizi derinleşiyor ve çok kutuplu, daha kaotik bir dünyaya geçişin sinyalleri güçleniyor. Bu geçiş sürecinde bölgesel aktörler, yalnızca jeopolitik denge unsuru değil, yeni bir insanlık tasavvurunun inşasında rol alabilecek kritik bir konumda bulunuyor.




