Modern uluslararası ilişkiler analizi, uzunca bir süre güç kavramını gayrisafi yurt içi hasıla, askeri bütçeler, teknolojik üstünlük ve diplomatik lobi kabiliyetleri gibi maddi ve ölçülebilir parametreler üzerinden okudu. Ancak 7 Ekim 2023 sonrası süreçte Orta Doğu cephesinde yaşananlar ve küresel ölçekte tetiklenen sistemik kırılmalar, bu pozitivist güç okumasını temelinden sarstı. Karşımızda, maddi gücün ve statükocu konforun ötesinde, tarihi kendi kanıyla ve sarsılmaz inancıyla yeniden yazan başka bir dinamik var: Feda esaslı irade.
Bugün küresel ölçekte inşa edilmekte olan çok kutuplu dünya düzeni, masabaşı müzakerelerin veya konformist başkentlerin ürünü değildir; bu düzen, sömürgeci hegemonyanın karşısına bedenlerini ve canlarını koyan bir adanmışlık kuşağının açtığı gedikten sızarak hayat bulmaktadır.
İki İslam Dünyası: Epik Direniş ile Konforun Asalaklığı Arasındaki Uçurum
7 Ekim sonrasında İslam coğrafyası, turnusol kağıdına farksız bir netlikle iki ana kampa ayrıldı. Bu ayrışma, sadece askeri bir taktik farklılığı değil, varoluşsal ve felsefi bir yarılmadır.
- Direniş Ekseni (Feda Çizgisi): Lokomotifliğini İslam Devrimi vizyonuyla İran’ın üstlendiği; Filistin, Lübnan, Yemen ve Irak hattında tahkim olan bu irade, en alt kademeden en üst düzey lider kadrosuna kadar topyekün bir arınma ve feda süreci yaşadı. İsmail Haniye, Yahya Sinvar, Hasan Nasrallah ve nihayetinde Ayetullah Seyyid Ali Hamaney gibi sembol şahsiyetlerin hayatlarını bu davaya feda etmesi, eksenin şahıslara değil, kurumsallaşmış ve ölümsüzleşmiş bir ideolojiye dayandığını gösterdi.
- Geleneksel Blok (Konfor Çizgisi): Körfez sermayesi, Ankara ve Doha gibi aktörlerin şekillendirdiği bu hat ise küresel sömürgeci sistemle entegrasyonunu bozmamayı, ekonomik çarkları döndürmeyi ve mevcut konfor alanlarını korumayı önceledi. Retorik düzeyde en gür seda ile kınama mesajları yayınlayan, ancak arka kapı diplomasisinde Batı ve İsrail ile güvenlik-ticaret mimarisini sürdüren bu blok, tarihin trajik bir ironisi olarak kendi eylemsizliğini bir “rasyonel dış politika” ve “diplomatik deha” olarak pazarlamaya çalıştı.
Diyalektiğin Kanunu: Tayin Edici Olanın Konformisti Dönüştürmesi
Bu iki blok arasındaki etkileşim, statik bir yan yana duruştan ibaret değildir. Burada, koşulları belirleyen aktif iradenin, statükocu edilgen yapıyı dönüştürdüğü diyalektik bir ilişki mevcuttur.
Siyaset biliminde en büyük güç, oyunun kurallarını koymak ve gündemi belirlemektir (agenda-setting). Direniş Ekseni; asimetrik savaş doktrini, ambargolara meydan okuyan askeri üretimi ve jeopolitik maliyet üretme kapasitesiyle küresel polis ABD’nin ve onun bölgesel karakolu İsrail’in mutlak egemenlik illüzyonunu parçalamıştır. Hegemonik gücün güvenlik şemsiyesi yırtıldığında, konforunu korumak isteyen geleneksel blok aktörleri için yeni bir realite doğmuştur.
Körfez ülkelerinin Çin arabuluculuğuna sığınması, BRICS’e üye olmak için sıraya girmesi veya yerel para birimleriyle ticarete yönelmesi, bu aktörlerin devrimci bir aydınlanma yaşamasından kaynaklanmamaktadır. Bu hamleler, feda kuşağının sistemi zorlaması neticesinde açılan çok kutuplu dünyaya edilgen bir uyum sağlama (adaptasyon) ve hayatta kalma çabasıdır. Yani, direniş tarihi yazar ve rotayı çizer; konformistler ise o rotaya eklemlenmek zorunda kalır.
Tarihsel Arka Plan: Küresel Hayber Kapısı’nı Omuzlamak
Feda çizgisinin asırlardır tükenmeyen bu ruhi yakıtı ve stratejik mantığı, tesadüfi bir ideolojik kurgu değil, inançsal köklerinde yer alan sarsılmaz bir prototipe dayanmaktadır: İmam Ali’nin (a.s.) Hayber Kalesi’nin kapısını omuzlayıp söküp alması.
Tarihin o dönüm noktasında da kalenin ihtişamı karşısında maddi güç dengelerini hesaplayanlar, ganimet hesabı güdenler ve konforunu tehlikeye atmak istemeyenler geri adım atmıştı. Ancak dünyevi hiçbir hesap yapmadan, her şeyini feda etmeyi göze alarak öne atılan o “Zülfikar kuşanmış irade”, maddi parametrelerle yerinden oynatılamaz denilen o devasa kapıyı tarihin göğsünden söküp attı. Kapı bir kez söküldüğünde, arkada bekleyenlerin o açılan gedikten içeri girmesi sadece bir zaman meselesi haline geldi.
Bugün modern dünyada Direniş Ekseni’nin feda kuşağı, küresel istibdadın ve sömürgeci hegemonyanın “aşılmaz” denilen teknolojik, askeri ve finansal Hayber kapılarını sökmek üzere omuzlamaktadır. Maddi güç dengelerine bakıp “bunu başaramazsınız” diyen günümüz konformistleri, İmam Ali ahlakının söktüğü o kapı sayesinde açılan çok kutuplu dünya meydanına edilgen bir şekilde yerleşeceklerdir.
Geleceği Kim Şekillendirir?
Tarihsel sosyoloji bize göstermektedir ki, insanlık tarihinin büyük kırılma dönemlerinde iki tür aktör sahneye çıkar: Hesap yapanlar ve Bedel ödeyenler.
Hesap yapanlar, yani konformist yapılar, bugünü yönetebilirler; bugünün parasını, medyasını ve saraylarını ellerinde tutabilirler. Ancak onların gücü, mevcut düzenin ömrüyle sınırlıdır. Rüzgar tersine döndüğünde, arkasında bir ruh ve tarihsel hafıza taşımayan maddi zenginlikler hızla buharlaşır.
Geleceğini şekillendiren, haritaları yeniden çizen ve asırlık sömürgeci parantezleri kapatan yegane güç ise bedel ödeyen feda esaslı iradedir. Bir hegemonyayı geri çekilmeye zorlayan tek şey, o topraklarda bulunmanın askeri, ekonomik ve psikolojik maliyetinin katlanılamaz hale gelmesidir. Bu maliyeti üreten ise feda kuşağının sarsılmaz adanmışlığıdır. Dahası, bu iradenin toprağa düşen her bir lideri ve neferi, nesiller boyu yok edilemeyecek bir “direniş mitolojisi ve tarihsel bilinç” inşa eder.
Sonuç: Yarının Mimarisi
Bugün Suriye üzerinde oynanan oyunlar, Hamas’ın siyasi kanadını eksenden koparma çabaları ve lider kadrolara yönelik suikastlar, feda kuşağının öncü dalgasını durdurmaya yetmemiştir. Batı merkezli tek kutuplu dünya düzeni can çekişirken; Rusya, Çin ve Küresel Güney’in yükselişine asıl alanı açan, sahada Batı’nın enerjisini ve itibarını tüketen Direniş Ekseni olmuştur.
Konfor odakları, bu muazzam sarsıntının yarattığı diplomatik boşluklardan faydanalarak yeni masalarda kendilerine yer kapmaya çalışabilirler. Ancak unutulmamalıdır ki; açılan çok kutuplu dünyanın kapısında konformistler sadece birer dekor olmak durumundayken, tıpkı Hayber’de olduğu gibi o aşılmaz denilen kapıyı omuzlarıyla ve canlarıyla kırarak açan feda esaslı irade sahipleri ise tarihin asıl öznesi ve geleceğin yegane mimarlarıdır..!!


