Bir “Cesur Yeni Dünya” hayal edin. Bu dünyada Batı’nın bütün boğazlarını atlatan, kurulmuş ve faaliyete geçmiş yeni küresel güzergâhlar bulunsun. Şimdi de bu güzergâhlardaki bütün ticari işlemlerin bölgesel işlem platformları aracılığıyla, yalnızca Avrasya kaynaklı yatırımlarla ve yerel para birimlerinde gerçekleştirildiğini hayal edin.
Asya’da her şey yüz yüze görüşmelerle hallolur — ya da, Çin Başkanı Si Tsinpin’in ifadesiyle “halklar arası temaslar” ile. Siyasi-ekonomik zirveler, ortak siyasetlerin şekillendirilmesindeki işlevlerinin yanı sıra kimsenin itibarını kaybetmemesini sağlayan platformlar olarak da görülür. Burada esas olan mutabakattır — bir de karşılıklı saygı. Ve bu da (Batı’nın aksine) gerçek diplomasinin her zaman hükmünü sürdürmesi demektir.
Asya’da ve genel olarak da bütün Avrasya’da peş peşe düzenlenen zirveler genellikle önemli sonuçlar doğurur. Geçen yıl Çin’in ev sahipliğinde Tientsin’de yapılan Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) 24. yıllık zirvesini Rusya’nın Uzakdoğu merkezi Vladivostok’taki Doğu Ekonomi Forumu izlemişti. Bu yıl ise çeyrek asırlık ŞİÖ zirvesi Kırgızistan’ın Bişkek kentinde yapıldı; ardından Vladivostok geldi ve yaklaşık 10 gün aranın ardından Hindistan’ın ev sahipliğinde Yeni Delhi’de yıllık BRICS zirvesi düzenlenecek.
ŞİÖ, Çin’in geçen yıl Tientsin’de “Küresel Yönetişim”e giden yol haritasına titizlikle ince ayar yapmasıyla birlikte, nihayet, kilit önem taşıyan bir çok taraflı organ olarak dünya sahnesine çıktı. Bu yıl da ayrıntılar Büyük Resim kadar önemliydi. Bişkek Nihai Deklarasyonu bunu açıkça ortaya koyuyor.
Burada iki temel karar alındı:
Birincisi, ŞİÖ üyeleri ABD’nin İran’a yönelik savaşını oybirliğiyle kınadı. Bu, Hindistan dahil tüm Avrasya’nın kınaması anlamına geliyor.
İkincisi, ŞİÖ üyeleri, uluslararası hukuka dayanan ve “gelişmekte olan ülkelere özel muameleyi” de içeren “açık, şeffaf, eşit, kapsayıcı ve ayrımcı olmayan çok taraflı ticaret sistemine” tam destek verdiklerini teyit ettiler.
Savaş değil, ticaret yapın
Bişkek yalnızca “devletlerin egemenliğine müdahaleye” oybirliğiyle karşı çıkmakla ve “güvenliğin bölünmezliğini” yeniden teyit etmekle kalmadı; aynı zamanda ŞİÖ Üyesi Devletlere Yönelik Güvenlik Tehditleri ve Meydan Okumalarıyla Mücadele Evrensel Merkezi’nin örgütlenmesine de fiili olarak girişildi.
Bu, esasında, gerileme dönemindeki Batılı hegemonun seri ve aralıksız başlattığı hibrit ve sıcak savaşlara karşı koymaya yönelik bir mekanizma.
Rusya Devlet Başkanı Putin, “ŞİÖ’nün bugün yalnızca ortak Avrasya kıtamızda değil, fiilen bütün dünyadaki en büyük bölgesel birlik olduğunu” belirtti. Putin’in ifadesiyle: “Üye devletlerde dünya nüfusunun neredeyse yarısı yaşıyor ve küresel GSYH’nın üçte birinden fazlasını üretiyorlar.”
Putin’in sözlerinde şu ifadeler de dikkat çekici: “Rusya’nın ŞİÖ ülkeleriyle ticareti 2025’te 400 milyar doları aştı; devletlerimiz karşılıklı ödemelerde ulusal para birimlerini giderek daha fazla kullanıyor. Rusya’nın ŞİÖ üyeleriyle işlemlerinde bu pay artık yüzde 98’in üzerinde.”
Ticareti karşılıklı para birimleriyle ve devamlı surette artırmak, artık bir ŞİÖ “süper trendi”. BRICS de aynı yolda ilerliyor.
Yalnızca Putin değil, İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan da önerilen ŞİÖ Kalkınma Bankası’nın ivedilikle kurulması gerektiğini vurguladı. Putin ilave olarak, bu bankanın esas itibariyle “ekonomik vasıtaları silah olarak kullanan” güçlerden “mümkün olduğunca bağımsız” olması gerektiğini belirtti.
Bir başka deyişle, Avrasya güçleri, kuruluş şartları ABD dolarına bağlı olan BRICS bankası NDB’den çok daha bağımsız bir ŞİÖ Kalkınma Bankası arıyor.
NDB, altı yıldır BRICS üyesi olmayan devletleri de kabul ediyor. Bunların bir kısmı daha sonra ortaklık statüsü kazandı. Cezayir, Bangladeş, Kolombiya, Özbekistan ve Zimbabve bunlar arasında. Ne var ki NDB için taahhüt edilen sermaye yalnızca 53,6 milyar dolar; bu da Küresel Güney’in kalkınma bankası için fazlasıyla düşük.
ŞİÖ ayrıca, 2030’a kadar kapsamlı şeklide uygulanması öngörülen ŞİÖ Enerji İşbirliği Stratejisi üzerinde de ilerliyor. Moğolistan (ŞİÖ ortağı) üzerinden geçerek Rusya’dan Çin’e erişecek Baykal’ın Gücü doğalgaz boru hattı (eski adıyla Sibirya’nın Gücü — 2) gibi bir dizi proje de buna dahil.
Yolunu inşa et — yanına bir finans sistemi de ekle
Şimdi ŞİÖ’nün Vladivostok’taki ekonomi forumuyla ilişkisine geçelim.
Her yıl Vladivostok’ta düzenlenen bu çok önemli tartışma oturumlarını takip etmeden Sibirya’nın, Arktik’in ve Rusya Uzakdoğu’sunun kalkınmasındaki muazzam zorlukları anlamak mümkün değil. Üstelik bu bölgelerin kalkınması, Putin’in bizzat denetlediği ulusal güvenlik açısından da hayati bir öneme sahip.

Örneğin, Trans-Arktik Ulaştırma Koridoru’nu (TATC) ayrıntılandıran, ulaştırma koridorlarının mimarisiyle ilgili tartışmayı ele alalım. Bu, deniz, tren ve karayollarıyla Sibirya’nın en büyük nehirlerini kapsayan çok modlu entegre bir sistem.
TATC birçok açıdan, yine çok modlu olan ve BRICS bağlantılı (Rusya-İran-Hindistan) Uluslararası Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru’nun (INSTC) yanı sıra, Çin tarafından inşa edilen ve doğudan batıya uzanan çok sayıdaki Yeni İpek Yolu koridorlarına da ayna tutuyor.
Rusya, yük akışlarını doğuya ve güneye yönlendirmekten, Rusya’nın Uzakdoğu’sunu gelişmekte olan TATC’ye entegre etmeye kadar geniş bir yelpazede her tür faaliyeti hedefliyor. Buna yönelik stratejik planlama ise halihazırda, “Rusya Federasyonu Arktik Bölgesi ve Trans-Arktik Ulaştırma Koridoru için Birleşik Eylem Planı”nda somutlaştırılmış durumda.
Bu da bizi, Çin’in şairane bir ifadeyle Kutup İpek Yolu olarak tanımladığı Arktik’e ve Kuzey Deniz Rotası’na getiriyor.
Vladivostok’ta yapılan, Rusya Başkanlık İdaresi’nin nükleer enerji devi Rosatom’dan ve aynı zamanda Arktik’in kalkınmasından sorumlu özel temsilcisi Vladimir Panov’un da yer aldığı önemli bir tartışma, Rusya’nın Arktik politikasının, stratejik kaynak tabanının yılın her günü ve saati kesintisiz geliştirilmesinden ibaret olmayıp, aynı zamanda “Kuzey’in yerli halklarının geleneklerini ve yaşam biçimini ve çevreyi koruma” çabasını da içerdiğini ayrıntılı olarak ortaya koydu.

Rusya, Maliye Bakan Yardımcısı Alexei Moiseyev’in ayrıntılı şekilde açıkladığı üzere, kompleks bir Uzakdoğu stratejisinin parçası olarak, Rusya finans piyasasının yakın geçmişteki en büyük kurumsal reformu olan bir Doğu Finans Merkezi’ni de açmaya hazırlanıyor.
Bağlantı koridorları söz konusu olduğunda, Rusya’nın Kuzey Deniz Yolu hamlesi başlı başına karakteristik bir örnek. Bu girişimin kompleks yapısı baş döndürücü boyutta: küresel müşterilere cazip gelecek, deniz taşımacılığı, buzkıran desteği, liman altyapısı ve devlet düzenlemesinin kusursuz biçimde iç içe geçeceği yepyeni bir sistem nasıl kurulur?
Putin Vladivostok’ta meseleyi dolandırmadan ele aldı: Uzakdoğu ve Arktik, tek bir fiziksel sistem olarak birlikte inşa edilecek; bu, NATO kontrol noktalarından tamamen bağımsız bir enerji, veri, demiryolu ve kutup rotası olacak.
Gösterinin yıldızı, St. Petersburg ve Murmansk’tan başlayarak Kuzey Deniz Yolu üzerinden Vladivostok’a, oradan da Asya-Pasifik’teki herkese uzanacak olan TATC. Özetle, çelik, buz ve enerjiyle neredeyse sıfırdan bir kara köprüsü inşa edilecek — ve bu rotaya bağlı bir de finans sistemi.
Bunu INSTC ile karşılaştırın: üç BRICS/ŞİÖ ülkesi, Washington’ın kapatabileceği dar ve yegâne bir boğaza hiç temas etmeksizin tüm ticaretini yapabilir; bu durumda İran da Batı kuşatmasına karşı daha geniş bir strateji içinde Rusya’nın güney kapısı rolünü üstlenir.
Rusya ve Çin üretken yatırımda azami işbirliğine gidiyorlar
Bişkek ve Vladivostok toplantıları birlikte ele alınırsa, Avrasya’nın “Batı’yı unut” yol haritasını nasıl incelikle işlediğine dair bir dizi somut örnek sundukları görülüyor.
Prof. Michael Hudson’ın, Küresel Güney için meselenin belki de en can alıcı noktası olan dolarize borç konusunda devrimci bir önerisi var. Çözümün, diyor Hudson, “Kuşak ve Yol Girişimi’ndekiler dahil olmak üzere ticaret ve yatırım ortaklarına kredi sağlayarak” Avrasya’nın güç merkezleri olan Rusya ve Çin’den gelmesi gerekir:
Bu, (büyük ölçüde) ŞİÖ/BRICS üyeleri Çin, Rusya ve İran tarafından finanse edilen yeni bir ekonomik düzen anlamına gelir; bu düzende “alacaklılar, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi gibi programlar aracılığıyla kamu altyapısını finanse edecekleri ülkelerin ekonomilerinde sermaye payı elde edecek” ve petrole bağımlı ülkeler ise “Çin’in garantörlüğünü üstlenebileceği şekilde İran’a karşı borçlanacaklardır.”
BRICS özünde devrimci değil reformcu bir oluşum; ancak ŞİÖ ile birlikte çok kutuptuluğa yönelik çabaların çok taraflı çekirdeği olmaya devam ediyor. Bu hafta sonu Yeni Delhi’de bir kırılma beklentisi yok. Yine de masadaki Rusya, Çin ve İran, Bişkek ve Vladivostok’ta kararlaştırılan, ülkelerin egemenliği alanındaki ilerlemeye işaret edebilirler.
Bu elbette uzun ve dolambaçlı bir yol. ABD doları hâlâ küresel döviz rezervlerinin yüzde 57’sini, küresel ihracat ödemelerinin yüzde 54’ünü ve döviz işlemlerinin yüzde 89’unu oluşturuyor. Ancak yerel, karşılıklı ve bölgesel para birimleriyle yapılan ticaretin durmaksızın artmasına dikkat edin: Rusya-Çin; Rusya-Hindistan; ASEAN içinde ve dışında yapılan bu türden ticaret; Pan-Afrika Ödeme ve Takas Sisteminin gelişmesi… Liste giderek uzuyor.
BRICS, sınır ötesi bir finansal mesajlaşma sistemi aracılığıyla yerel para birimlerinde kendi ödeme ve takas mekanizmasını nihayet hayata geçirmenin eşiğinde olabilir. Bunun için altyapının inşasını tamamlamaları ve dolar hakimiyetini altüst etmek anlamına gelen bu süreci kırılma noktasına taşıyacak kolektif siyasi iradeyi ortaya koymaları gerekiyor. Bişkek ve Vladivostok’un dersleri Yeni Delhi’de ustaca uygulanırsa günü kurtarabilir.
Pepe Escobar
The Cradle




