featured
  1. Haberler
  2. Alıntılar
  3. Kasım Basir füzesinin ilk askeri kullanımı İran Savaşının tehlikelerini tırmandırıyor

Kasım Basir füzesinin ilk askeri kullanımı İran Savaşının tehlikelerini tırmandırıyor

0
Paylaş

İran füzesinin elektro-optik güdüm sistemi, Çin ve Rusya’nın gözetleme verilerini kullanarak ABD savaş gemilerini takip eden bir “öldürme ağı”nın son halkası olabilir.

İran’ın yeni bir gemisavar balistik füzeyi sahaya sürerek ilk askeri kullanımını gerçekleştirdiğine dair haberler, Körfez’deki çatışmada olası büyük sonuçlar doğurabilecek bir kırılmaya işaret ediyor; burada giderek gelişen hedefleme ağları, ABD’nin deniz üstünlüğünü daha tartışmalı ve tırmanmaya daha açık bir duruma dönüştürebilir.

Çok sayıda medya organının bildirdiğine göre İran güçleri, Hürmüz Boğazı yakınlarında ABD savaş gemilerini Kasım Basir elektro-optik güdümlü balistik füzeleriyle hedef alarak bölgesel deniz çatışmalarını son dönemde tırmandırdı; bu durum ABD’nin misilleme olarak çok sayıda İran ham petrol tankerini imha ettiği saldırıları tetikledi.

Katı yakıtlı, 1.200 kilometre menzile sahip, 500 kilogramlık manevra kabiliyetine sahip harp başlığı ve terminal optik sensörler taşıyan Kasım Basir füzesinin; uçak gemisi USS George Washington ve ona eşlik eden muhriplere karşı sahaya sürülerek ilk askeri kullanımını gerçekleştirdiği bildirildi.

İran bu taarruzu, ABD’nin deniz kontrolüne meydan okumak ve bölgesel deniz baskısını kırmak amacıyla bir ‘aktif caydırıcılık’ değişim safhası olarak tanımladı; ancak ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), gelen tüm saldırıların herhangi bir ABD zayiatına yol açmadan başarısız kılındığını öne sürdü.

Buna yanıt olarak ABD güçleri, Hark Adası ve Cask açıklarında Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ile bağlantılı açığa çıkmış ticari tankerleri etkisiz hale getirip imha ederek asimetrik bir ekonomik caydırıcılık politikası uyguladı. Bu durum, hassas deniz füze saldırıları ile hedefli ekonomik misillemelerin operasyonel riskleri nasıl tırmandırdığını ve kritik küresel enerji koridorlarındaki dalgalanmayı nasıl artırdığını bir kez daha gözler önüne seriyor.

Ancak Kasım Basir’in sahaya sürülmesini potansiyel olarak sonuç alıcı kılan şey, yalnızca menzili veya harp başlığı değil, uçuşun son anlarında hareketli bir hedefi nasıl aradığı ve vurduğudur.

Füzenin elektro-optik sensörü, onu geleneksel balistik füzelerden ayırmaktadır. Sadece önceden belirlenmiş koordinatlara yönlendirilen bir balistik füze, silah terminal (son yaklaşma) safhasına ulaşana kadar önemli ölçüde yer değiştirmiş olabilecek bir savaş gemisini vurmak için oldukça elverişsizdir.

Buna karşılık, elektro-optik güdümlü bir füze terminal safhada ‘gözler’ kazanır; hedef alanın görüntüsünü hafızasındaki referans verilerle karşılaştırır ve hedef hareket ettikçe uçuş rotasını düzeltir. Bu durum, geleneksel elektronik karıştırmaların (jamming) etkinliğini azaltabilir.

Elektro-optik sensörler, aktif radarın aksine algılanabilir hiçbir imza yaymadıklarından pasiftir; aktif radar ise hedefin tespit edebileceği sinyaller yayan bir verici kullanır. Bu durum, arayıcı başlığın tespit edilmesini veya geleneksel elektronik harp yoluyla etkisiz hale getirilmesini zorlaştırır.

Yine de terminal (son yaklaşma) güdümü, hedefleme sorununun yalnızca son kısmını çözer: İran’ın öncelikle yüzlerce kilometrelik okyanus boyunca hareket eden bir savaş gemisini bulması, teşhis etmesi ve kesintisiz biçimde takip etmesi gerekir.

Elektro-optik sensörlerle donatılmış Kasım Basir füzesi; Rusya ve Çin’in birbirini tamamlayan istihbarat, gözetleme ve keşif (ISR) kabiliyetlerini entegre eden bir imha ağının (kill web) son halkası olabilir.

Kasım Basir’in elektro-optik sensörü terminal safhada füzeyi hedefe yönlendirirken; İran’ın kıyı radar istasyonları ile Hayyam uydusu gibi çift kullanımlı uzay platformları —Rusya’nın ISR uyduları, elektronik istihbarat ve özel sinyal verileriyle desteklenerek— daha hassas hedeflemeyi mümkün kılabilir.

Bu esnada Çin ise; geniş deniz alanları üzerinde, ‘makul reddedilebilirlik’ (plausible deniability) sunan, yüksek taranabilirlik sıklığına ve alt metre çözünürlüğe sahip yoğun ticari görüntüleme uydu takımları aracılığıyla geniş alan takibi sağlayabilir.

Bu kabiliyetler birlikte kademeli bir imha zinciri (kill chain) oluşturabilir: Çin sistemleri geniş deniz alanlarını tarar ve iz sürekliliğini korur; Rus ve İran unsurları hedef konumunu daraltır, güncellenmiş koordinatları taarruz kompleksine besler ve sonrasında sonuçları değerlendirir. Kasım Basir ise bu ağın sivri ucunda yer alacaktır.

Şubat 2026’da başlayan İran Savaşı’ndan bu yana ABD’ye ait hiçbir savaş gemisinin İran veya vekilleri tarafından atılan balistik füzelerle vurulduğu bildirilmemiş olsa da, Kasım 2024’te bir Husi balistik füzesinin uçak gemisi USS Dwight D. Eisenhower’ın sadece 200 metre yakınına düşmesiyle dikkat çekici derecede tehlikeli bir teğet geçme vakası yaşanmıştı.

ABD uçak gemileri yüksek hızlı manevralara, Aegis muhripleri ile kruvazörlerine, elektronik harbe ve aldatıcılara (dekoy), yakın savunma silah sistemlerine (CIWS) ve İran’ın tüm keşif-taarruz imha zincirini hedef alan taarruz operasyonlarına dayanmaktadır. Ayrıca, nükleer silahlara başvurulmaksızın bir düşman tarafından batırılmalarını neredeyse imkansız kılan dayanıklı bir tasarıma sahiptirler.

Yine de bir uçak gemisini batırmak şart değildir: Tek bir isabet dahi gemiyi savaş dışı bırakmaya yeterli olabilir. Muhripler ve kruvazörler de benzer şekilde savunmasız kalabilir; nitekim bir doyurma (saturasyon) saldırısı, bu gemilerin sınırlı sayıdaki önleyici füzelerini tüketerek onları müteakip saldırılara açık hale getirebilir.

İran, Orta Doğu’daki gerilimi Hürmüz Boğazı’nın ötesine tırmandırıp ABD’yi ek deniz kuvvetleri konuşlandırmaya zorlayarak bir ABD savaş gemisini başarıyla vurma şansını artırabilir.

Hürmüz Boğazı’nın kapatılması küresel petrol arzının %25’ini fiilen kesmiş ve Babülmendep gibi alternatif deniz rotalarını çok daha kritik hale getirmiştir. Bu durum İran için, ABD deniz kuvvetleriyle yalnızca Körfez’de karşı karşıya gelmek yerine, onları coğrafi olarak birbirinden ayrılmış iki dar boğaz hattına yayma fırsatı yaratmaktadır.

Küresel petrol arzının %12’si Babülmendep‘ten geçerken, bu sevkiyatlar İran destekli Husiler ile Suudi destekli Yemen hükümeti arasındaki tırmanma nedeniyle tehdit altındadır. Husilerin tam da Babülmendep darboğazının merkezinde yer alan Meyyun (Perim) Adası‘nı ele geçirmesiyle birlikte ABD, bu kritik su yolunu yeniden açmak için Orta Doğu’ya daha fazla savaş gemisi konuşlandırmak zorunda kalabilir.

Babülmendep’in hemen dışındaki Aden Körfezi’nde artan bir ABD varlığı, ABD savaş gemilerini manevra alanı sınırlı, sıkışık bir harp sahasında yoğunlaştırabilir; bu da İran veya Husilerin başarılı bir isabet kaydetme şansını artırabilir.

Bir uçak gemisine yönelik başarılı bir saldırı, özellikle ABD’nin askeri hedeflerin ötesine geçerek İran devletini destekleyen altyapıyı da kapsayacak şekilde saldırıları genişleterek yanıt vermesi halinde, çatışmayı niteliksel olarak çok daha tehlikeli bir safhaya itebilir.

Bununla birlikte İran, Hürmüz Boğazı genelindeki deniz suyu arıtma tesislerini vurarak Körfez’deki ABD müttefiklerine aynı şekilde misillemede bulunabilir; bu da su fakiri olan ve su ihtiyacının neredeyse tamamını deniz suyu arıtma tesislerinden karşılayan Körfez Ülkelerini yıkıcı bir insani krizin içine sürükleme tehdidi taşır. Buna karşılık İran, su ihtiyacının yalnızca %3’ünü deniz suyu arıtma tesislerinden karşılamaktadır; bu da onu Körfez komşularına kıyasla çok daha dayanıklı kılmaktadır.

Daha da önemlisi İran, Şubat 2026’dan bu yana devam eden ABD ve İsrail saldırılarına rağmen füze harekatını sürdürme ve cephaneliğinin bir kısmını yenileme kabiliyetini korumuştur.

The Wall Street Journal (WSJ) bu ay yayımladığı haberde, İran’ın İran Savaşı başlamadan önceki döneme kıyasla çok daha büyük miktarlarda balistik füze üretimine yeniden başladığını bildirdi. Bu haber, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in çatışmanın başlarında yaptığı ve İran’ın füze programını yenilemesinin hiçbir yolu olmadığını savunan açıklamalarıyla çelişmektedir.

ABD’li ve Orta Doğulu yetkililere dayandırılan WSJ haberine göre İran; ABD ve İsrail saldırılarının ana yer üstü üretim tesislerini imha etmesi üzerine, depoladığı parçaları kullanarak yer altı tesislerinde sıvı ve katı yakıtlı füzeler üretmeye devam etmektedir. WSJ raporu, İran’ın mevcut binlerce balistik füzesine ek olarak, yüzlerce hatta binlerce balistik füze üretecek kadar parçaya sahip olabileceğini belirtiyor.

Üretim derinliği son derece kritiktir; çünkü en temel füzeler bile tekrarlayan biçimde ateşlendiğinde stratejik bir güce dönüşebilir: Savunan tarafın her seferinde başarılı olması gerekirken, saldıran tarafın ağır bedeller ödetmek için yalnızca birkaç isabet kaydetmesi yeterlidir.

İran bu füze ağını sürdürebilirse, stratejik soru artık ABD savaş gemilerinin münferit saldırıları püskürtüp püskürtemeyeceği değil; ABD’nin filosunu dağıtmadan, kıt önleyici füzelerini tüketmeden ve giderek artan tırmanma risklerini üstlenmek zorunda kalmadan hareket özgürlüğünü koruyup koruyamayacağı olacaktır.

Gabriel Honrada
Asia Times

Kasım Basir füzesinin ilk askeri kullanımı İran Savaşının tehlikelerini tırmandırıyor
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter