Bilgilendirilmiş bir kaynak, Umman ile yapılan anlaşmanın Hürmüz Boğazı’nın tamamen açılması anlamına gelmediğini söyledi.
İran ile aylar süren askeri çatışmaların ardından stratejik kaynakları giderek tükenen Amerika Birleşik Devletleri, dünyanın en önemli deniz koridorlarından biri olan Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüseferin geleceğini güvence altına almak için umutlarını her geçen gün daha fazla Tahran ile Maskat arasındaki müzakerelere bağlıyor.
Washington başlangıçta konuyu 40 gün süren çatışmanın ardından daha geniş kapsamlı diplomatik düzenlemelerle çözmek istemiş olsa da, İslamabad Muhtırası’nın çökmesi İran-Umman kanalını Boğaz’ı kapsayacak gelecekteki olası bir uzlaşma için tek ana yol olarak bıraktı.
Bu eksen kayması, çatışmanın ardından ortaya çıkan yeni jeopolitik gerçekliği yansıtıyor. Savaşın askeri maliyetlerinin ötesinde ABD’nin hem füze stoklarında hem de stratejik petrol rezervlerinde önemli bir tükenme yaşadığı bildirilirken, Boğaz üzerinden yapılan sevkiyatların uzun süre kesintiye uğraması küresel enerji piyasalarından ve Amerika’nın bölgedeki ortaklarından deniz ticaretinin yeniden başlatılması yönündeki baskıyı artırdı.
Bu arka plan karşısında Washington, Boğaz üzerinde doğrudan coğrafi egemenliği bulunan iki komşu ülkenin —İran ve Umman— seyrüsefer için yeni bir çerçeve müzakere etmesine izin vererek dolaylı diplomasiyi desteklemeye odaklandı.
Ekonomik Şok Dalgaları Boğaz’ın Stratejik Önemini Pekiştiriyor
Müzakerelerin etrafındaki aciliyet, yeni açıklanan uluslararası ticaret verileriyle daha da pekişti. Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Ticaret Merkezi (ITC) tarafından yayımlanan analizlere göre, Boğaz üzerinden yapılan sevkiyatın aksaması son yıllarda küresel emtia piyasalarında yaşanan en şiddetli şoklardan birine yol açtı.
Bu güzergaha bağımlı ekonomilerden yapılan sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatı %95 oranında düşerken, üre ihracatı %83 azaldı. Ham petrol ithalatının %90’dan fazlasını daha önce bu bölgeden sağlayan Japonya, tedarikçilerini çeşitlendirme çabalarına rağmen ithalatında %64’lük bir düşüş yaşadı. Rakamlar, alternatif tedarik zincirlerinin Basra Körfezi kaynaklı kayıpları tamamen telafi etmekte yetersiz kaldığını gösteriyor ve Hürmüz Boğazı’ndaki uzun süreli istikrarsızlığın küresel sonuçlarının altını çiziyor.
İran-Umman Görüşmeleri Kritik Aşamada
İranlı ve Ummanlı müzakerecilerin, su yolu için yeni sevkiyat düzenlemeleri getirecek bir mutabakat zaptı üzerindeki görüşmelerde artık son aşamaya geldiklerine inanılıyor. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, müzakerelerin her iki ülkenin egemenlik haklarını ve güvenlik çıkarlarını korurken güvenli seyrüseferin sağlanmasına odaklandığını söyledi.
Konuya yakın İranlı kaynaklara göre, önerilen anlaşma sadece yeni seyrüsefer hatlarını tanımlamanın ötesine geçiyor. Tahran’ın, yeni deniz koridorunun resmi olarak mutabakat zaptına dahil edilmesinin ardından yapılacak müteakip müzakerelerin deniz yönetimi, güvenlik koordinasyonu ve seyrüsefer hizmetlerini düzenleyen mekanizmaları da kurması gerektiği konusunda ısrarcı olduğu bildiriliyor. İranlı yetkililer bu konuları, ülkenin bu stratejik su yolunun bir tarafındaki egemenlik haklarından ayrılamaz olarak görüyor.
Washington Kenardan İzliyor
Müzakereler resmen İran ve Umman arasında yürütülüyor olsa da Batı medyasında yer alan haberler ABD’nin gelişmeleri yakından takip ettiğini gösteriyor. Reuters, tartışılan taslak çerçevenin, çıkış trafiğine ilişkin müzakereler devam ederken İran’ın belirlenmiş sevkiyat koridorları üzerinden Basra Körfezi’ne giren gemileri denetlemesine izin verebileceğini bildirdi.
Financial Times benzer şekilde, Beyaz Saray’ın Umman’ın arabuluculuğuyla kaydedilen ilerlemeyi yakından izlediğini ve önceki diplomatik girişimlerin başarısız olmasının ardından Washington’ın İran-Umman kanalını gerilimi azaltmak için en iyi fırsat olarak gördüğünü aktardı. Gazeteye göre Trump yönetimi, aylar süren çatışmanın geniş stratejik hedeflerine ulaşmada başarısız olmasının ardından giderek daralan bir seçenekler yelpazesiyle karşı karşıya. Yayın organına konuşan analistler, Washington’ın İran’ın lehine değişen bölgesel dengeye uyum sağlarken bir yandan da Boğaz üzerinden ticari seyrüseferi yeniden tesis etmeye çalıştığını savunuyor.
Öte yandan The Daily Telegraph, tartışılan tekliflerden birinin Avrupa hükümetlerinin ticari deniz taşımacılığının yeniden açılmasına bağlı gelecekteki seyrüsefer güvenliği ve denizcilik hizmetlerinin finansal yükünün bir kısmını üstlenmesini öngörebileceğini belirterek, Avrupa’nın küresel enerji arzını istikrara kavuşturma konusundaki artan ilgisine dikkat çekti.
ABD Baskısı Müzakereleri Karmaşıklaştırmaya Devam Ediyor
İlerleme kaydedilmesine rağmen İranlı yetkililer, dış müdahalelerin bir anlaşmaya varılmasının önündeki temel engel olmaya devam ettiğini savunuyor. Bilgilendirilmiş İranlı kaynaklara göre, ABD’nin tekrarlanan tehditleri ve devam eden askeri baskısı müzakereleri karmaşıklaştırdı ve mutabakat zaptının nihai hale getirilmesini geciktirdi. Yetkililer, Tahran’ın ‘baskı veya askeri tehdit’ altında yürütülen hiçbir anlaşmayı imzalamayacağını vurguluyor.
İran İslam Cumhuriyeti Radyo Televizyon kurumu (IRIB) da bilgilendirilmiş bir kaynağa dayanarak, İran-Umman müzakerelerinin yalnızca Boğaz’dan seyrüseferi düzenleyen ikili düzenlemeleri kapsadığını ve su yolunun derhal yeniden açılmasına yönelik bir anlaşma olarak yorumlanmaması gerektiğini vurguladı. Kaynak, gelecekteki herhangi bir uygulamanın daha geniş güvenlik koşullarına bağlı kalacağını belirterek, ABD’nin devam eden eylemlerinin ikili görüşmelerdeki ilerlemeye bakılmaksızın Boğaz’ın normal ticari faaliyetlere dönmesini engelleyebileceğini sözlerine ekledi.
İranlı yetkili bir kaynak Tehran Times’a yaptığı açıklamada, Tahran’ın iki taraf yeni bir sevkiyat koridorunu nihai hale getirdikten sonra gelecekteki müzakereleri Hürmüz Boğazı’nın yönetimi, güvenliği ve denizcilik hizmetlerini kapsayacak şekilde genişletmeyi önerdiğini söyledi. Kaynağa göre Tahran, yeni güzergahın planlanan mutabakat zaptına resmi olarak dahil edilmesinin ardından müteakip müzakerelerin bu stratejik su yolu ile ilgili yönetim, güvenlik ve denizcilik hizmetlerini düzenleyen kapsamlı düzenlemeleri tesis etmesi gerektiğinde ısrar etti.
Kaynak, müzakerelerin 40 gün süren savaşın son günlerinde başladığını ve şu anda son aşamasına girmiş göründüğünü söyledi. Umman makamlarının teklif üzerinde istişareler yürüttüğünü belirten kaynak, bölge dışı aktörlerin muhalefetine rağmen bu tür hükümlerin gelecekteki anlaşmaya dahil edilme olasılığının iki taraf arasındaki müzakerelere bağlı olarak arttığını kaydetti.
Bölgesel Diplomasi Yoğunlaşıyor
Müzakereler belirleyici bir aşamaya yaklaşırken bölge genelinde diplomatik temaslar hız kazandı. İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile yaptığı telefon görüşmesinde İran-Umman müzakerelerini ele aldı. Arakçi’nin Boğaz’dan geçecek gelecekteki nakliye hatlarına ilişkin son gelişmeleri aktardığı bildirildi.
Ayrı bir gelişmede ise Irak ve Mısır dışişleri bakanları Amman’da bir araya gelerek Hürmüz Boğazı’nda deniz güvenliği ve uluslararası seyrüseferin kesintisiz akışının sağlanmasının önemi de dahil olmak üzere bölgesel gelişmeleri değerlendirdi. Artan diplomatik hareketlilik, Tahran ve Maskat arasındaki olası bir anlaşmanın ikili ilişkilerin ötesinde bölgesel güvenlik mimarisini, uluslararası enerji piyasalarını ve küresel ticareti etkileyecek sonuçlar doğurabileceğinin giderek daha fazla kabul gördüğünü yansıtıyor.
Yeni Bir Stratejik Gerçeklik
Tahran için bu müzakereler teknik bir denizcilik düzenlemesinden çok daha fazlasını ifade ediyor. İranlı yetkililer görüşmeleri, seyrüsefer güvenliğini garanti altına alan, İran’ın egemenlik haklarını tanıyan ve dünyanın en hassas deniz koridorlarından birinin yönetimi konusunda Umman ile gelecekteki iş birliğini kurumsallaştıran uzun vadeli bir çerçeve oluşturma fırsatı olarak tanımlıyor.
Ancak Washington için müzakereler, küresel enerji piyasalarını altüst eden ve giderek artan ekonomik ve stratejik maliyetler yükleyen bir krizi hafifletmek için geriye kalan tek diplomatik yol olarak görülüyor. İki komşu ülkenin nihai bir anlaşmaya varıp varamayacağı, sadece Hürmüz Boğazı’nın gelecekteki yönetimini değil, aynı zamanda Orta Doğu’nun son yıllardaki en önemli çatışmalarından birinin ardından ortaya çıkan genel güç dengesini de belirleyebilir.
Mahmud M. Ravi-Nejad
Tehran Times




