featured
  1. Haberler
  2. Alıntılar
  3. İngiliz The Telegraph Gazetesi: İran, ABD-İsrail Savaşı’ndan Zaferle Çıktı

İngiliz The Telegraph Gazetesi: İran, ABD-İsrail Savaşı’ndan Zaferle Çıktı

0
Paylaş

The Telegraph, Washington’ın hedeflerine ulaşamaması ve Tahran’ın Hürmüz Boğazı ile bölge üzerindeki nüfuzunu artırması nedeniyle İran’ın ABD-İsrail savaşından stratejik galip olarak çıktığını yazdı.

The Telegraph’ta yayımlanan bir analize göre İran, kendisine dayatılan ABD-İsrail savaşından büyük insani ve maddi kayıplar vermesine rağmen stratejik olarak daha da güçlenerek çıktı. Analizde, Washington’ın hedeflerini Tahran’a kabul ettiremediği ve şimdi İran’ın Hürmüz Boğazı’nda genişleyen rolünü kabul etmek zorunda kalabileceği savunuldu.

İngiliz gazetesinin Kıdemli Dış Politika Analisti Roland Oliphant, İran ile Umman arasında bu stratejik su yolunun yönetimine ilişkin yaklaşan anlaşma haberlerinin, savaşın tetiklediği güç dengesinin Tahran lehine döndüğünün en net göstergesi olduğunu belirtti.

Söz konusu anlaşma iddiaları, ABD ve İsrail’in Şubat ayında İslam Cumhuriyeti’ne düzenlediği saldırının ardından İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasıyla başlayan aylarca süren gerilimin ardından geldi. Washington bunun üzerine İran limanlarına deniz ablukası uygulayarak her iki tarafı da uzun süreli bir deniz çatışmasına sürüklemişti.

Hürmüz Boğazı, küresel petrol ve gaz arzının yaklaşık beşte birini taşıyor; bu da bu anlaşmazlığı savaştan kaynaklanan en kritik ve henüz çözülememiş konulardan biri haline getiriyor.

Analize göre, Hürmüz anlaşmazlığının çözülmesi, çatışmayı sona erdirmeyi amaçlayan Haziran ayındaki mutabakat zaptında yer alan diğer maddelerin de uygulanmasının önünü açabilir.

Ancak Oliphant, ortaya çıkan bu çözümün Washington ve “İsrail”in başlangıçta hedeflediği tabloyla hiçbir benzerlik taşımadığını savundu. “Ancak böyle bir barış, ABD’nin aklındaki barış değil,” diye yazdı.

“Bu durum; Donald Trump ve Binyamin Netanyahu’nun İslam Cumhuriyeti’ni devirmek veya dişlerini sökmek için başlattığı savaşın, İran’ın bölgesel nüfuzunun açık bir şekilde genişlemesiyle sonuçlandığı anlamına geliyor. Onlar kaybetti. İran kazandı.”

İran, Hürmüz’de Daha Büyük Bir Rol Elde Ediyor

The Telegraph tarafından aktarılan raporlar, İran ve Umman arasında önerilen düzenlemenin Basra Körfezi’ne giren deniz trafiğinin denetimini Tahran’a vereceğini, Umman’ın ise giden trafiği gözetleyeceğini gösteriyor.

Haberlere göre İran, giden trafik üzerinde de belirli bir denetim hakkına sahip olacak ve iki ülke su yolunun yönetimine ilişkin güvenlik, çevre koruma ve personel masraflarını karşılamak için ücret toplayacak.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, bu düzenlemeyi İran’ın Boğaz üzerindeki “fiili egemenliğini” pekiştiren bir adım olarak nitelendirdi.

Anlaşmazlığın kökeni, Haziran ayındaki mutabakat zaptında yer alan ve İran ile Umman’a “Hürmüz Boğazı’ndaki gelecekteki yönetim ve denizcilik hizmetlerini belirlemek üzere diyalog yürütme” çağrısında bulunan maddeye dayanıyor.

Washington ve Tahran bu maddeyi farklı şekillerde yorumladı.

İran, bu anlaşmanın Tahran’a seyrüseferleri yönetme ve ücretlendirme yetkisi sağladığını savunurken, Amerika Birleşik Devletleri ise savaş öncesi kısıtlamasız geçiş sisteminin yeniden tesis edilmesini talep etti. Oliphant’a göre, İran’ın yorumuna doğru yaşanan bu belirgin kayma, savaşın yarattığı askeri ve siyasi gerçekliği yansıtıyor. Oliphant, “Barış anlaşmaları, en nihayetinde sadece savaş meydanının verdiği kararı yansıtır,” ifadelerini kullandı.

ABD’nin Gerilimi Tırmandırma Çabası Sonucu Değiştiremedi

The Telegraph analizi ayrıca, yaklaşık üç hafta önce büyük ölçekli çatışmalar yeniden başladığında Washington’ın savaş meydanındaki bu kararı değiştirme çabalarının başarısız olduğunu savundu.

ABD’nin düzenlediği hava saldırıları, İran’ın Basra Körfezi kıyı şeridi boyunca ve boğaz çevresinde İslam Devrim Muhafızları Ordusu’nun varlığıyla bağlantılı altyapıyı hedef aldı, ancak Tahran’ı  taleplerinden vazgeçmeye zorlayamadı.

Trump daha sonra İran’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmayı reddetmesi halinde büyük bir bombalama harekatı daha başlatmakla tehdit etti. Rapora göre, Suudi Arabistan da dahil olmak üzere Körfez ülkelerinin müdahalesi sayesinde bu tehdit nihayetinde gerçekleştirilmedi.

Bu diplomatik hamle, Tahran’ın komşu ülkelere, ABD’nin İran’a yönelik yeni bir saldırısına kolaylık sağlamaları halinde kendi topraklarının da hedef olabileceği uyarısında bulunmasının ardından geldi.

Oliphant, bunun İran’ın caydırıcılık gücünün arttığını gösterdiğini belirterek, Tahran’ın bu çatışmadan, inandırıcı misilleme tehdidi aracılığıyla bölge hükümetlerinin kararlarını etkileme konusunda daha büyük bir kapasiteyle çıktığını savundu.

“Dolayısıyla İran sadece Boğaz’ın kontrolünü savaştan önce sahip olmadığı bir şekilde eline geçirmekle kalmadı; askeri kozu –yani komşularının davranışlarını etkilemek için güç kullanma tehdidini savurabilme yeteneği– eskisine kıyasla daha da güçlendi,” diye yazdı.

Washington Halen Yeni Saldırı Tehditlerinde Bulunuyor

Nihai bir anlaşma henüz resmi olarak duyurulmadı; hem Washington’ın tutumu hem de şartların tam detayları belirsizliğini koruyor.

İran, Hürmüz ile ilgili herhangi bir düzenlemenin uygulanmasının, Amerika Birleşik Devletleri’nin İran limanlarına uyguladığı ablukayı kaldırmasına bağlı olduğunu vurguluyor. Trump da Salı günü yaptığı açıklamada, Boğaz “çok yakında” açılmazsa İran’ın “çok sert vurulacağı” uyarısında bulundu.

ABD’li yetkililer müzakerelerin deniz trafiğinin yeniden başlamasına izin verebileceğini ima ederken, Tahran Washington ile doğrudan müzakereler yürütmediği konusunda ısrar etmeye devam ediyor. Haziran mutabakatı kapsamında İran’ın nükleer programı, ABD yaptırımları ve dondurulan İran varlıklarının serbest bırakılması dahil olmak üzere birkaç temel konu henüz çözüme kavuşturulmuş değil.

Yine de Oliphant, Tahran’ın anlaşmayı çevreleyen ilk büyük anlaşmazlıktaki bu belirgin başarısının, kalan maddeler üzerindeki müzakereler için güç dengesini tayin edebileceğini savundu: “Yine de ilk test İran’ın lehine sonuçlandı ve diğer maddelerin de aynı şekilde sonuçlanacağına inanmak için her türlü neden mevcut.”

ABD Gücü İçin Potansiyel Bir ‘Süveyş Anı’

Analiz daha da ileri giderek, başarısızlıkla sonuçlanan bu harekatın nihayetinde Amerikan küresel gücünün gerilemesinde bir dönüm noktası olarak hatırlanıp hatırlanamayacağını sorguladı.

Oliphant, olası sonuçları İngiltere’nin 1956’da Süveyş’teki başarısız müdahalesine benzetti; bu olay İngiliz imparatorluk nüfuzunun çöküşünün simgesi haline gelmişti.

“Bu çatışmanın ABD küresel gücünün gerileyişinde bir dönüm noktası olduğunu kanıtlayabileceği muhtemel bir evren var,” diye yazan Oliphant, bunu “bir imparatorluğun sonunu simgelemeye başlayan stratejik başarısızlıklardan biri” olarak tanımladı.

Analiz ayrıca harekat sırasında tüketilen devasa miktardaki ABD füze stoklarına ve bu tükenişin Washington’ın başka bir büyük çatışmayı yürütme yeteneği üzerinde yaratabileceği sonuçlara dikkat çekti.

Aynı zamanda Oliphant, İran’ın ödediği ağır bedeli de kabul etti.

Binlerce insan hayatını kaybetti, ülkenin askeri ve ekonomik altyapısının önemli bir kısmı hasar gördü. Buna karşılık Amerika Birleşik Devletleri belirgin şekilde daha az kayıp verdi ve dünyanın lider askeri gücü olmaya devam ediyor.

Analizde, bu maliyetlerin İran’ın başarısını nihayetinde Pirus zaferine (yıkıcı bir zafere) dönüştürebileceği ifade edildi. Ancak Oliphant stratejik sonucun su götürmez olduğunu savundu:

“Yine de bu bir zaferdir. İran’ın bu savaşı kazandığı gerçeğinin ötesine geçilemez. Amerika kaybetti.”

Al Mayadeen

İngiliz The Telegraph Gazetesi: İran, ABD-İsrail Savaşı’ndan Zaferle Çıktı
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter