featured
  1. Haberler
  2. Alıntılar
  3. Yemen hakkında size neden yalan söyleniyor ve ülkenin özgürleşmesinin doğuracağı sonuçlar

Yemen hakkında size neden yalan söyleniyor ve ülkenin özgürleşmesinin doğuracağı sonuçlar

0
Paylaş

Kaynaklarına erişimi olan ve askeri kabiliyetlerini geliştirmeye devam edebilen güçlü ve birleşmiş bir Yemen, hiç şüphesiz Arap dünyasındaki ABD-İsrail hegemonyasına yönelik en büyük tehdit olacaktır. Yemen özgürlük mücadelesi Arap dünyasını yeniden şekillendirebilir, Suudi etkisine meydan okuyabilir ve bölgesel güç dengelerini değiştirebilir.

Yemen Silahlı Kuvvetlerinin ülkelerini özgürleştirmek ve Suudi liderliğindeki ablukayı sonlandırmak amacıyla başlattığı harekat, Arap dünyası için son on yılların en önemli gelişmelerinden biri olabilir. Bu durum yalnızca devam eden bölgesel savaş açısından kritik sonuçlar doğurmakla kalmayacak, aynı zamanda bölgeyi kökten yeniden şekillendirme potansiyeline de sahip.

Temmuz ayında, 2022’den bu yana yürürlükte olan Yemen-Suudi ateşkes anlaşmasının çöküşü, Riyad’ın yaptığı stratejik bir hatayla tetiklendi. İran, ülkenin başkentine sivil yolcu uçakları indirerek Yemen üzerindeki insanlık dışı ablukayı kırmaya çalışırken, Suudi Hava Kuvvetleri Sana Uluslararası Havalimanı’nı bombalamak üzere harekete geçti. Suudiler farkında olmasa da bu mantıksız adımları, kendilerini stratejik olarak kurulmuş bir tuzağın ortasına düşürdü.

Sana hükümeti yalnızca genel bir seferberliği koordine etmekle kalmadı; Silahlı Kuvvetleri de hayati önemdeki Suudi petrol altyapısını vurarak ve kuzeydeki hasımlarına karşı bir karşı abluka uygulayarak doğrudan misilleme yapma kararı aldı. Yemen Silahlı Kuvvetleri daha da ileri giderek, Yemen içindeki Suudi vekili güçlere yüzlerce kayıp verdiren ve hatta ülke topraklarının daha fazlasını özgürleştirmek için ilerleme sağlayan 24 saat kesintisiz balistik füze ve İHA saldırıları düzenledi.

Suudi Arabistan şu anda Babülmendep Boğazı’ndan geçiş yapamıyor ve petrol ihraç etme kabiliyeti kesintiye uğramış durumda; bu da ciddi bir ekonomik darbe anlamına geliyor. Ensarullah’ın, Suudi Arabistan’ın Yemen hava sahasını ihlallerine petrol altyapısına yönelik doğrudan saldırılarla karşılık verileceği bir denklem dayatmasıyla birlikte Riyad, eşi benzeri görülmemiş bir çıkmazla karşı karşıya.

Tüm bunların bu kadar önemli olmasının sebebi, “Uluslararası Toplum” olarak adlandırılan yapının 2015’ten bu yana Suudi Arabistan ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) müttefiklerinin arkasında kenetlenmiş olmasıdır. Küresel medya da bu tiyatroya dahil olarak, “Husiler” dedikleri bir asi grubun “uluslararası alanda tanınan bir hükümete” karşı savaştığı yalanını sürdürdü. Yalanlarını devam ettirmelerinin nedeni basitti: Ülkesi ve kaynakları üzerinde tam kontrole sahip olmayan bir Sana hükümeti, Arap Körfez Devletleri kadar değerli bir ortak değildi; bu yüzden herkes bu oyunu oynamaya devam etti.

Hiç kimse “Husiler” ifadesinin Ensarullah için doğru bir isim olmadığını, onların sadece bir grup “asi” olmadığını, aksine Yemen nüfusunun en büyük bölümünü yöneten bir hükümeti idare ettiklerini veya ülke Silahlı Kuvvetlerinin üçte ikisinin onların yanında yer aldığını belirtme gereği duymadı. Sana’daki hükümetin Suudi vekili olan “Yemen Başkanlık Liderlik Konseyi”nin Riyad’daki Ritz-Carlton Oteli’nde kurulduğunu ve demokratik olmayan yöntemlerle seçilen liderinin Suudi Arabistan’da yaşadığını da size söylemeyecekler.

Hatta Yemen’deki Suudi vekili güçlerin ülkenin meşru temsilcileri ve egemen bir hükümeti olduğu fikri, Batı dünyasının çoğunun rastgele bir şekilde Juan Guaidó’yu Venezuela’nın “uluslararası alanda tanınan” Başkanı ilan etmesinden bile daha tuhaftır.

Ancak Ensarullah’ın Yemen’i birleştirmeyi başarması ve topraklarını ABD-İsrail destekli mütecavizlerden özgürleştirmek için bir anlaşmaya varması halinde bunların hiçbirinin bir önemi kalmayacak. Arap rejimlerinin ABD-İngiltere-AB-İsrail ittifakıyla birlikte Sana’daki hükümete karşı savaşmasının nedeni, hepsinin bu başarının doğuracağı sonuçlardan korkmasıdır.

Yemen, sadece ABD emperyalizmine karşı durup bölgesel direnişi desteklemekle kalmayacak, aynı zamanda İsraillilerle aktif olarak savaşacak ve “Büyük İsrail Projesi” ile mücadele edecek tek Arap ülkesi olacaktır. Gazze’ye destek amacıyla İsraillilere ateş açmaya veya onlara abluka uygulamaya cesaret eden tek Arap hükümeti Sana’daki Yemen hükümetiydi. Gazze için savaşan diğer tüm aktörler ise devlet dışı unsurlardı.

Kaynaklarına erişimi olan ve askeri kabiliyetlerini geliştirmeye devam edebilen güçlü ve birleşmiş bir Yemen, hiç şüphesiz Arap dünyasındaki ABD-İsrail hegemonyasına yönelik en büyük tehdit olacaktır. Yine de bu durum başka bir denklemi de beraberinde getirecek: Halkın kendi özgürlüğü için savaşması halinde nelerin mümkün olabileceği konusunda bölge genelindeki toplumlara bir örnek teşkil edebilecektir. Arap rejimlerini hiçbir ihtimal bundan daha fazla korkutamaz.

Yemen’in küresel ticaret, petrol piyasaları, bölgesel güç dengeleri ve nihayetinde Filistin’in ulusal özgürlük davası üzerinde yaratabileceği etki, Siyonist müttefiki güçlerin paçalarını tutuşturmaktadır. Yemen meselesi uzun zamandır görmezden gelindi, ancak bu durum yakında kökten değişebilir.

Yemen hakkında size neden yalan söyleniyor ve ülkenin özgürleşmesinin doğuracağı sonuçlar
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter