featured
  1. Haberler
  2. Alıntılar
  3. İran savaşı, Amerika’nın Orta Doğu düzeninin sonunu simgeliyor

İran savaşı, Amerika’nın Orta Doğu düzeninin sonunu simgeliyor

0
Paylaş

Marc Lynch, Foreign Affairs’teki yazısında, ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın Washington’ın 1991 sonrası Orta Doğu düzeninin başarısızlığını ortaya çıkardığını, ABD’nin güvenlik garantilerini zayıflattığını ve bölgenin daha fazla stratejik özerkliğe doğru kayışını hızlandırdığını savunuyor.

Amerika’nın Orta Doğu’sunun Sonu

Siyaset bilimci Marc Lynch, Foreign Affairs dergisinde yayımlanan kapsamlı analizinde; ABD’nin askeri üstünlüğü, “İsrail”e verilen destek ve İran’ın çevrelenmesi üzerine inşa edilen onlarca yıllık bölgesel sistemin, Washington ve Tel Aviv’in Tahran’a açtığı savaşın ardından kırılma noktasına ulaştığını savundu.

Lynch, “Amerika’nın Orta Doğu’sunun Sonu” (The End of the American Middle East) başlıklı analizinde, savaşın Washington’ın 1991 Körfez Savaşı’ndan sonra kurduğu güvenlik mimarisinin; özellikle müttefiklerini koruma, askeri sonuçları dikte etme ve stratejik su yollarına erişimi güvence altına alma kapasitesindeki temel zayıflıkları ortaya çıkardığını belirtti.

Lynch, 1991’den bu yana hüküm süren bölgesel düzenin “ABD-İsrail’in İran ile yaptığı savaşın zayiatlarından biri” haline geldiğini savunarak, “Amerikan Orta Doğu’su bitti,” diye yazdı.

Lynch’e göre Washington, otuz yıldan uzun bir süreyi İran, Irak ve daha sonra Tahran’ın bölgesel müttefiklerini çevrelerken, “İsrail”i korumaya odaklanmış bölgesel bir blok inşa etmeye çalışarak geçirdi. Başkan Donald Trump’ın İran ile savaşa girme kararının bu stratejiden bir kopuş değil, aksine onun nihai noktası (zirvesi) olduğunu savundu.

Trump yönetimi, ezici askeri güç kullanarak İran tehdidini ortadan kaldırmaya çalıştı; ancak bu harekat ne Tahran’daki hükümeti devirmeyi başarabildi ne de İran’ın bölge genelinde misilleme yapmasını engelleyebildi.

Lynch, “Amerikan ve İsrail güçlerinin Tahran’daki rejimi devirmedeki başarısızlığı, onlarca yıldır uygulanan yaptırımların ve şiddetin iflas ettiğini kanıtlamıştır,” diye yazdı.

Körfez Güvenlik Pazarlığı Sarsıldı

Lynch’in argümanının merkezinde, Washington’ın Körfez’deki ortakları arasındaki güvenin erimesi yer alıyor.

ABD’nin bölgedeki askeri varlığı, uzun süredir Washington’ın saldırıları caydırma, müttefik hükümetleri savunma, enerji altyapısını güvenceye alma ve başta Hürmüz Boğazı olmak üzere stratejik su yollarından seyrüsefer güvenliğini sağlama yeteneğiyle gerekçelendiriliyordu.

İran ile yapılan savaş, bu garantileri eşi benzeri görülmemiş bir baskı altına soktu.

Lynch, Umman’ın Tahran ile müzakerelere aracılık ettiği bir sırada Washington ve “İsrail”in askeri operasyon başlatmasına Körfez hükümetlerinin karşı çıktığını ve öfkelendiğini kaydetti. Bu devletler, çatışmayı başlatma kararında neredeyse hiç payları olmamasına rağmen kendilerini İran’ın misillemelerine açık halde buldular.

ABD füze savunma sistemleri İran’ın misillemesinin bir kısmını engelledi; ancak savunma sistemlerini delmeyi başaran yeterli sayıda saldırı ciddi hasara yol açtı ve Körfez ülkelerinin güvenlik algısını bozdu.

İran ayrıca, küresel enerji ihracatı ve Washington’ın Körfez’deki müttefiklerinin ekonomileri için kritik bir damar olan Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini ciddi şekilde kısıtlayabileceğini kanıtladı.

Lynch, bu deneyimin bölge hükümetleri için temel bir soruyu gündeme getirdiğini savundu: ABD askeri altyapısına ev sahipliği yapmak güvenlik sağlamaya devam mı ediyor, yoksa onları giderek Washington tarafından başlatılan savaşlara açık hale mi getiriyor?

Lynch, “Körfez’in tüm bunlardan çıkardığı ders; bölgesel pazarlığın özünü oluşturan Amerikan güvenlik garantilerinin artık güvenilir olmadığıydı,” diye yazdı.

Gazze ve İran’dan “Ölümcül Darbe”

Lynch, özellikle iki gelişmenin Washington’ın konumuna zarar verdiğini belirtti: ABD’nin İsrail’in Gazze savaşındaki tutumuna verdiği destek ve ardından gelen İran savaşı.

Gazze’nin yıkıma uğratılmasının, Washington’ın Arap halkları nezdinde iddiasında kaldığı son inandırıcılığı da yok ettiğini; İran çatışmasının ise ABD’nin ezici askeri üstünlüğüne dair varsayımları sarstığını savundu.

Lynch, “İsrail’in Gazze’yi yıkıma uğratması ve ABD-İsrail’in İran’daki savaşı şeklindeki çifte kriz, bu döngüdeki sıradan bir olay gibi görünebilir,” diye yazdı. “Ancak gerçekte bu olaylar birlikte, Amerikan Orta Doğu’suna ölümcül bir darbe indirmiştir.“

Washington’ın Arap hükümetleri ile “İsrail” arasında daha yakın iş birliği kurma girişimleri, özellikle birbirini izleyen ABD yönetimlerinin Filistin sorununu çözmeden normalleşmeyi zorlaması nedeniyle, Gazze yüzünden zaten zayıflamıştı.

Lynch, ABD’li politika yapıcılarının Filistin’in Arap kamuoyu için taşımaya devam ettiği önemi yanlış değerlendirdiklerini ve normalleşmeye yönelik muhalefeti hafife aldıklarını savundu. Aynı zamanda, koşulsuz ABD desteği, “İsrail”in Gazze, Lübnan, Suriye, Yemen ve İran da dahil olmak üzere bölge genelinde giderek artan bir askeri serbestlikle hareket etmesine imkan tanıdı.

Lynch’e göre Washington, sonuç olarak kendi elleriyle yarattığı bir çelişkiyle karşı karşıya: Kısmen İsrail’in güvenliğini garanti etmek için tasarlanmış bir bölgesel düzen, ABD hükümetlerinin dizginlemekte zorlandığı, giderek daha müdahaleci bir “İsrail” yaratılmasına yardımcı oldu.

İran On Yıllardır Süren Baskıya Uyum Sağladı

Analize göre, Tahran’ı izole etme stratejisi de istenmeyen sonuçlar doğurdu.

Batı askeri teknolojisinden mahrum bırakılan ve yaptırımlara maruz kalan İran; teknolojik olarak üstün hasımlarına ağır bedeller ödetebilecek görece ucuz insansız hava araçlarına, balistik füzelere ve asimetrik harp kabiliyetlerine büyük yatırımlar yaptı.

Tahran ayrıca bölge genelindeki silahlı hareketlerle ilişkiler geliştirerek, ABD, İsrail ve bölgesel savaşlarla istikrarsızlaştırılan ortamlarda nüfuzunu genişletmeyi başardı.

Son çatışmalarda ağır hasar görmüş olmasına rağmen Lynch; İran liderliğinin ayakta kaldığını, ülkenin ABD ve “İsrail” ile doğrudan askeri çatışmaya dayanabileceğini kanıtladığını savundu. Ülke ayrıca ABD ortaklarını vurabileceğini ve Washington’ın Hürmüz’den kesintisiz geçişi garanti etme yeteneğine meydan okuyabileceğini gösterdi.

Lynch, bu sonucun, geniş çaplı bir saldırının İran tehdidini kesin olarak ortadan kaldırabileceği yönündeki onlarca yıllık argümanları zayıflattığını öne sürdü.

Washington’ın “Süveyş Anı”

Lynch, İran savaşını; İngiltere, Fransa ve “İsrail”in Süveyş Kanalı’nın kontrolünü yeniden ele geçirmek ve Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdülünasır’ı zayıflatmak amacıyla Mısır’a saldırdığı 1956 Süveyş Krizine benzetti.

İngiltere ve Fransa bundan sonraki yıllarda bölgesel güçlerini önemli ölçüde korumuş olsalar da Süveyş, onların emperyal hakimiyetlerinin geri döndürülemez çöküşünü simgeler hale geldi. Lynch, aynı sürecin şimdi Washington için de geçerli olabileceğini savundu. “ABD’nin İran’daki felaketinin tüm etkilerinin ortaya çıkması da benzer şekilde zaman alacaktır,” diye yazdı.

Amerikan güçlerinin, askeri üslerinin, silah satışlarının ve ittifaklarının hemen ortadan kalkması beklenmiyor. Körfez hükümetleri, artan belirsizliğe yanıt olarak ek ABD silahları veya güvenlik garantileri bile talep edebilir. Ancak Lynch, bu tür gelişmelerin eski sistemin geri gelmesi olarak yorumlanmaması gerektiği konusunda uyardı.

Bunun yerine bölgesel devletlerin; çıkarlarına hizmet ettiğinde Çin ve Rusya ile siyasi ve ekonomik ilişkileri geliştirirken, bir yandan da İran ile anlaşmalar arayarak daha fazla bir bağımsızlık sergilemeleri muhtemeldir.

Körfez Devletleri Tahran ile Anlaşma Arayışına Girebilir

Lynch, bölgesel ittifakların Washington’ın hayal ettiği anti-İran koalisyonunu sürdürmek yerine daha akışkan hale gelmesini bekliyor.

Başka bir çatışmada hedef olmaktan kaçınmak isteyen Körfez devletleri, yalnızca ABD korumasına bağımlı kalmak yerine Tahran ile ikili anlayış birliği müzakereleri yürütebilir.

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri de bölgesel nüfuz için giderek daha fazla rekabet edebilir ve bu durum Washington’ın tek bir blok sürdürme çabalarını daha da karmaşık hale getirebilir.

Lynch, son savaştan önce Riyad’ın Mısır, Pakistan, Katar ve Türkiye ile ilişkilerini güçlendirmeye başladığını, Abu Dabi’nin ise “İsrail” ile yakın bağlarını koruduğunu kaydetti. Bu rakip ittifaklar, ABD üstünlüğü zayıfladıkça giderek daha önemli hale gelebilir.

Lynch’in değerlendirmesine göre ortaya çıkan yeni Orta Doğu; tek bir harici hegemonun etrafında daha az şekillenen, değişken koalisyonlar, bölgesel rekabet ve aynı anda birden fazla ortaklık arayan ülkelerle tanımlanan bir yapıda olacaktır.

Lynch Tahakkümden Diplomasiye Geçiş Çağrısında Bulunuyor

Eski düzenin gerilemesinin ABD’nin bölgeden tamamen çekileceği anlamına gelmediğini savunan Lynch, Washington’ın bölgesel istikrarın Amerikan tahakkümüne bağlı olduğu varsayımından vazgeçmesi gerektiğini belirtti. Rejim değişikliği, askeri müdahale ve kalıcı çevreleme yerine diplomasi ve kolektif savunmaya dayalı bir politika çağrısında bulundu.

Bu politika; büyük Körfez askeri üslerine olan bağımlılığın azaltılmasını, füze savunması ve istihbarat iş birliğine odaklanılmasını, seyrüsefer özgürlüğünün güvence altına alınmasını ve nihayetinde İran’ın daha geniş bir bölgesel güvenlik çerçevesine dahil edilmesini kapsayacaktır. Lynch, “Birleşik Devletler, Orta Doğu’da istikrarı askerileştirilmiş çevreleme yoluyla değil, diplomasi ve kolektif savunma yoluyla aramalıdır,” diye yazdı.

Ayrıca Washington’a, işgal altındaki Filistin toprakları ile Lübnan ve Suriye’deki askeri müdahaleleri konusunda “İsrail” üzerindeki baskıyı artırması ve bölge genelindeki otoriter müttefiklerine verdiği koşulsuz desteği yeniden gözden geçirmesi çağrısında bulundu.

Sonuç olarak Lynch, İran savaşının ABD’nin bölgesel liderliğinin karşı karşıya olduğu krizi tek başına yaratmadığını; aksine onlarca yıldır biriken zayıflıkların sonuçlarını ifşa ettiğini savundu. “Washington, domine etmediği bir Orta Doğu hayal etmekte zorlanıyor,” diyerek sözlerini tamamladı.

Lynch’e göre şimdiki soru; ABD’li politika yapıcıların bu dönüşümü kabul edip bölgeyle farklı bir ilişki biçimi mi arayacakları, yoksa temelleri çoktan aşınmış bir sistemi korumaya çalışmaya devam mı edecekleridir.

Al Mayadeen

İran savaşı, Amerika’nın Orta Doğu düzeninin sonunu simgeliyor
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter