featured
  1. Haberler
  2. Alıntılar
  3. İsrail “hurûcun” altından kalkamıyor

İsrail “hurûcun” altından kalkamıyor

0
Paylaş

İsrail’de geçtiğimiz günlerde yayınlanan veriler, giderek artan oranda doktor, mühendis, teknoloji çalışanları ve savaş ekonomisinin dayanağı olan yüksek gelirli vergi mükelleflerinin ülkeden ayrılmakta olduğunu ortaya koyuyor.

7 Ekim 2023’ün ilk saatlerinde, Asaf adlı bir İsrailli gazeteci (tam adı bilinmiyor), kendisi, eşi ve iki kızı için uçak bileti ayırttı. Aile ertesi gün yalnızca el bagajlarıyla Berlin’e giden bir uçağa bindi. Ve acil çıkış olarak başlayan şey kalıcı hale geldi: iki yıl sonra hâlâ geri dönmemişlerdi.

Asaf, +972 Magazine‘e, 7 Ekim’den önce de İsrail’in eğitim ve sağlık sistemlerinin iyice bozulduğu inancında olduğunu, ancak o sabah yaşananların İsrail devletine ve ordusuna kalan güvenini tamamen yok ettiğini söyledi: “7 Ekim öğleden sonra, bunun bile doğru olmadığını anlamıştık.”

Asaf’ın hikâyesi daha geniş bir yapısal eğilimi yansıtıyor. İsrail, hastanelerinde çalışan doktorları, teknoloji sektörünü ayakta tutan mühendisleri, bilimsel kapasitesini yeniden üreten akademisyenleri ve savaşlarını finanse eden vergi mükelleflerini orantısız bir şekilde kaybediyor.

İsrail’in tanımlamakta zorlandığı rakamlar

Göç, siyonizmin, İsrail’in Yahudiler için güvenlik ve süreklilik temsil ettiği iddiasını da allak bullak ediyor. Bu gerilim İbranice’de de yansımasını buluyor: içeriye göç İbranicede aliyah (yükseliş) demek, dışarıya göç ise yerida (düşüş).

Merkezi İstatistik Bürosu verilerine dayanan Ağustos 2026 tarihli bir Tel Aviv Üniversitesi çalışması, 2025’te 90 bin 922 İsrail vatandaşının en az üç ay boyunca geri dönmeden yurt dışında kaldığını ortaya koyuyor. Aynı çalışmaya göre bu sayı 2024’te 91 bin 499 ve 2023’te 86 bin 509’du. 2023-2025 arasında en az üç ay boyunca ülkeden ayrılan İsrail vatandaşlarının sayısı toplam 268 bin 509; bu, 2013-2015 dönemine göre yüzde 47 daha fazla.

Kuşkusuz, bu üç aylık ölçümler kalıcı göç anlamına gelmiyor. Ancak araştırmacılar, üç aylık ayrılışlar ile en az bir yıl yurt dışında kalma arasında neredeyse yüzde yüz (0,96) oranında bir korelasyon tespit ediyor. Çalışma, bu korelasyon ilişkisine dayanarak, yalnızca 2025’te 45-50 bin kadar İsrail vatandaşının dışarıya uzun süreli göçmen olarak çıktığını tahmin ediyor.

Resmi istatistiklere ve araştırma verilerine atıfta bulunan +972 Magazine, iki yılı aşkın uzun süreli yurtdışında kalanların sayısının 150 binden fazla olduğunu, dahası, Benyamin Netanyahu’nun mevcut hükümetinin kurulmasından bu yana bu sayının 200 bini aşmış olabileceğini öne sürüyor.

İsrail Milli Sigorta Enstitüsü, 2025’te 35 bin 625 ikamet sonlandırması bildirdi. Bunlardan 6 bin 651’i gönüllü olarak talep edilmiş. Bu esasen idari bir önlem, dolayısıyla vatandaşlık kaybı veya kalıcı göç sayımı anlamına gelmiyor; ancak binlerce kişinin devletle olan bağlarını resmi olarak gevşettiğini gösteriyor.

Vergi mükelleflerinin peşinde

İsrail Vergi Dairesi verileri ise daha köklü bir demografik ve mali değişimi ortaya çıkarıyor. Göçmenlerin ortalama geliri 2019’a kadar yaklaşık olarak kişi başına düşen milli gelir seviyesindeydi. Ancak 2024 itibarıyla, ülkeden ayrılmadan önceki ortalama gelirleri yaklaşık 200 bin şekele ulaşmıştı; bu, kişi başına düşen ortalama milli gelirin yüzde 50 üzerinde ve pandemi öncesine göre reel olarak yüzde 60 daha yüksek.

Çalışmayı hazırlayanlar bu durumu şöyle açıklıyorlar: “Güçlü ve varlıklı kesimler arasında göç hızı artarken, daha zayıf kesimler arasında neredeyse hiç değişmedi.”

İbranice yayınlanan ekonomi gazetesi Calcalist‘e göre, İsrail’in en yüksek gelir dilimini oluşturan insanlar arasındaki ülkeden ayrılma oranı 2015-2019’da yaklaşık yüzde 0,3 iken 2023-2024’te yüzde 0,5’in üzerine çıktı. Bu, yaklaşık yüzde 80’lik bir artış anlamına geliyor. Bu dilim, göçmenlerin toplam gelirinin yüzde 67’sini ve bu durumla ilişkili potansiyel gelir vergisi kaybının da yüzde 86’sını oluşturuyor.

2015-2019 dönemiyle karşılaştırıldığında, 2023-2024’te yüksek teknoloji alanında istihdam edilenler arasında ülkeyi terk edenlerin sayısı yaklaşık yüzde 150, sağlık sektöründe ise iki kattan fazla arttı. 40-50 yaş arası nüfus arasında ülkeden ayrılanların payı yüzde 13’ten yüzde 20’ye yükseldi; bunların ayrılmadan önceki toplam gelirleri üç katına (2,7 milyar şekel) çıktı.

Kariyerlerinin başındaki genç işçilerden ziyade mesleklerinde uzmanlaşmış kimseler becerilerini, ailelerini, birikimlerini ve sermayelerini giderek daha büyük ölçeklerde yurt dışına taşıyorlar. 2023-2024 yıllarında yurt dışına 500 bin şekelin üzerinde havale bildirenlerin sayısının dört kat artmış olması da bununla ilgili.

Yeni göç destinasyonları

Resmi istatistiklerin ülkeden ayrılanlara dair gösterdiği veriler yeterince güvenilir, ancak destinasyon kısmen belirsiz. Bununla birlikte gene de yeni bir dış göç coğrafyası kendisini gösteriyor. Haaretz gazetesinde yayınlanan bir araştırma, Portekiz, (Güney) Kıbrıs ve diğer Avrupa ülkelerine taşınmaya yönelik talepte artış olduğunu tespit ediyor. Dahası (Güney) Kıbrıs, kimileri için adeta bir acil durum sığınağı haline gelmiş durumda: Aksa Tufanı Operasyonu’nun ilk günlerinde Reuters, 2 bin 500’den fazla İsrail vatandaşının oraya sığındığını yazıyordu.

Bir başka destinasyon ise Yunanistan. Le Monde‘a göre Yunan yetkililer, Aksa Tufanı Operasyonu’nun ardından İsraillilere verilen “altın vize”lerde yaklaşık yüzde 70’lik bir artış olduğunu bildirmişlerdi. Kuşkusuz her vize veya gayrimenkul alımı kalıcı bir göçe dönüşüyor değil; ancak her bir taşınma, ayrılmayı düşünen bir sonraki ailenin önündeki enformatif, sosyal ve mali engelleri azaltıyor.

Küçülen bir temelin maliyeti

2023 ve 2024’te İsrail’den göç edenler, ayrılmadan önce (yıllık olarak) yaklaşık 1,2 milyar şekel gelir vergisi ödemişlerdi. Oysa 2019 öncesinde bu miktar sadece yaklaşık 500 milyondu. İsrail Vergi Dairesi, her yıla düşen toplam göçle birlikte yaklaşık 700 milyon şekellik potansiyel bir kayıp tahmininde bulunuyor. Bazı göçmenler İsrail yerleşikliği statüsünü koruyor, ancak bu dış göçler artarsa yıllık risk altındaki gelir 3,5 milyar şekele yaklaşabilir.

İsrail’in yüksek teknoloji sektörü, GSYİH’nın yaklaşık beşte birini, ihracatın yarısından fazlasını ve maaşlı gelir vergisinin yaklaşık üçte birini üretiyor. Ayrıca siber istihbarat ve askeri teknolojiye de uzmanlık sağlıyor. Dış göçün devam etmesi hem ticari inovasyonu hem de İsrail’in güvenlik doktrini için kritik önem taşıyan kabiliyetlerini zayıflatabilir.

İsrail’in savaş ekonomisi, nüfusun nispeten küçük ve epey üretken bir kesimine dayanıyor; oysa uygulanan siyaset, bu işçilerin ve diğer vergi mükelleflerinin giderek daha fazlasını yurt dışına itiyor. Bu insanların ayrılmasıyla birlikte, büyümekte olan mali ve askeri yükü omuzlayacak insanların sayısı da azalıyor.

Bu kapsamda, İsrail Merkez Bankası‘nın, ülkenin karşı karşıya bulunduğu yapısal güçlükler arasında Haredi erkekler arasındaki düşük istihdam oranını ve askerlik hizmetinin genişletilmesi ihtiyacını da saydığını hatırlatmak gerek.

Bir yerden başka bir yere taşımak, kimileri için sessiz bir siyasi geri çekilme, başka deyişle, giderek daha derin bir şekilde dini kutuplaşma ve sürekli seferberlikle nitelenen bir devlete karşı “kendi ayaklarıyla verdikleri oy” demek. Ekonomist Itai Ater’in uyarısı bu açıdan önemli: “Bir değişiklik olmadığı takdirde, göç, İsrail’in güvenliğini ve ekonomisini tehlikeye atacak şekilde artabilir.”

Devletin zaman kazanma çabası

Mart 2026’da Knesset Mali Komitesi, İsrail’e gelecek kalifiye göçmenler ve uzun süreli geri dönen yerleşikler için kademeli şekilde beş yıllık bir gelir vergisi muafiyetini onayladı. Muafiyet tavanı 2027 ve 2028’de 1 milyon şekele ulaşıyor. Maliye Bakanlığı’nın başlangıç beş yıllık maliyet için ön tahminleri ise 560 milyon şekeli buluyor.

Resmi söyleme göre, bu tedbirle İsrail’e göçe ve ekonomik büyümeye teşvik getirilecek. Pratikte ise endişenin boyutunu da gözler önüne seriyor: İsrail, kaybetmeyi en az göze alabileceği kişilerden bazılarını kaybediyor ve bunları geri kazanmak ya da yerine yenilerini koymak için ek bir bedel ödemek zorunda.

Vergi teşvikleri, uzatmalı savaşı, mütemadiyen tekrarlanan ilave seferberlikleri, siyasi istikrarsızlığı, kurumsal kutuplaşmayı veya içine giderek daha fazla gömülmekte olduğu militarize bir geleceği kolayca telafi edemez.

Savaşın fiziksel hasarları parayla onarılabilir. Binalar yeniden inşa edilebilir ve silahlar yenilenebilir. Ancak bir devlet, teknolojisini üreten, hastanelerini işleten, üniversitelerinde görev yapan ve ordusunu finanse eden insanları kaybettiğinde, hasar kümülatif ve yapısal hale gelir.

Nihayetinde, İsrail’in savaş dönemindeki en ağır kayıpları, geleceklerinin başka bir yerde olduğu sonucuna sessizce varan insanlar olabilir.

Kamran Yeganegi
The Cradle


* Eski Ahit’te “Mısır’dan Çıkış” (“Exodus”), bazı Türkçe çevirilerde “hurûç” diye anılır.

İsrail “hurûcun” altından kalkamıyor
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter