featured
  1. Haberler
  2. Alıntılar
  3. İsrail İran’da büyük bir hamleye mi hazırlanıyor… Peki Trump nasıl hareket edecek? Tahran Washington’ı bekliyor: Hürmüz ve Babülmendep elimizde!

İsrail İran’da büyük bir hamleye mi hazırlanıyor… Peki Trump nasıl hareket edecek? Tahran Washington’ı bekliyor: Hürmüz ve Babülmendep elimizde!

0
Paylaş

İşgal rejimindeki seçim sürecinin, yarışan güçlerin siyasi söyleminde bir rolü olabilir. Düşman hükümetinin başbakanı Binyamin Netanyahu’ya muhalif olanlar da dahil olmak üzere pek çok kişi, Netanyahu’nun açıklamalarının artık seçim kampanyası bağlamında okunduğu görüşündedir.

İşgal rejimindeki seçim süreci, yarışan güçlerin siyasi söyleminde rol oynayabilir. Düşman hükümetinin başbakanı Binyamin Netanyahu’ya muhalif olanlar da dahil pek çok kişi, Netanyahu’nun açıklamalarının artık seçim kampanyası bağlamında okunduğu görüşündedir. Tel Aviv’den uzaktaki çevrelerde dahi İsrail’in bölgede ek cepheler açmaya niyetli veya muktedir olmadığı inancı hakimdir.

Ancak Netanyahu, siyasi propagandadaki köklü tecrübesinin yanı sıra, “Yahudilerin düşmanlarına karşı zafer kazanması” amacıyla liderlik etmek üzere yaratıldığına inandığı bir savaşın merkezinde yer almaya devam ediyor gibi görünmektedir. Bu nedenle, Amerikalı diplomatik kaynakların; Netanyahu’nun Lübnan, Suriye ve İran hakkındaki son söylemlerinin yalnızca seçim kampanyasından ibaret olmadığı, söylediklerinde ciddi olduğu ve önce İran’a, ardından Hizbullah’a karşı yıldırım bir operasyona hazırlanmaları için güvenlik birimlerine ve ordu komuta kademesine yoğun baskı uyguladığı yönündeki uyarısı dikkat çekicidir.

Kaynaklar, Netanyahu’nun Yemen’deki Ensarullah’a karşı topyekün bir savaşa katılmaya hazır olduğunu belirterek Basra Körfezi ülkelerine de hizmet sunduğunu ifade ediyor. ABD yönetiminin Netanyahu üzerindeki yoğun baskısının ise işgal alanını genişletmesini önlemek amacıyla bu aşamada Suriye dosyasına yoğunlaştığı ekleniyor. Öte yandan Washington’da, Tel Aviv hükümetinin Süveyda’daki Dürzi müttefiklerinin Suriye’den tamamen ayrıldıklarını ilan etmelerine yardımcı olmak için daha kapsamlı adımlar atma niyetinde olduğuna dair haberler sıklıkla duyulmaktadır.

Aynı kaynaklara göre İsrail’in İran’a yönelik girişimleri; birtakım saldırılar düzenlemeyi, İran içinde gerçekleştirilecek özel operasyonlarla siyasi, askeri ve güvenlik liderlerini hedef alan suikast politikasına geri dönmeyi hedefleyen bir istihbarat faaliyet programına odaklanmaktadır. Buna ek olarak, ülkenin farklı bölgelerinde karışıklıklar çıkarmak amacıyla İranlı ayrılıkçı gruplarla yeniden temas kurularak kendilerine olağanüstü destek sağlanması ve nihayetinde İran yönetiminin askeri bir çatışmaya çekilerek İsrail’in başta enerji, liman ve petrol üretimi sektörleri olmak üzere İran devletinin altyapısını hedef alan bir hava harekatı başlatmasına imkan tanınması hedeflenmektedir.

Kaynaklar, İran ile ABD arasındaki mutabakat zaptını yeniden yürürlüğe koyma çabalarının akamete uğraması sonucunda Netanyahu’nun önündeki hareket alanının her geçen gün genişlediği değerlendirmesiyle hareket etmesinden endişe duymaktadır.

Bu bağlamda bilgilendirilen kaynaklar, İran-Umman görüşmelerinin Hürmüz Boğazı üzerinden seyrüsefer geçişlerini düzenleyecek bir mekanizma oluşturulmasında son aşamaya geldiğini ifşa etti. Kaynaklara göre, iki ülke arasındaki orta deniz alanında yer alan, doğu çeyreği İran karasularında, batı çeyreği ise Umman karasularında kalan gidiş-gelişli tek bir rotanın belirlenmesi konusunda anlaşmaya varıldı. Bu anlaşma, boğazdaki deniz seyrüsefer trafiğini yönetmeye yönelik geçici bir düzenleme olarak görülmektedir. Tahran ve Maskat’taki teknik ve hukuki ekipler, deniz mayınlarının temizlenmesine ilişkin bir mekanizmayı da içerecek şekilde anlaşmaya ait haritaları ve hukuki metinleri tamamlamıştır. İki taraf ayrıca anlaşmaya uluslararası ve hukuki bir güvence sağlamak amacıyla, anlaşmanın Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ve merkezi Lahey’de bulunan uluslararası hukuki kurumlar nezdinde tescil edilmesi için Hollanda ile temaslar gerçekleştirmiştir.

Kaynaklara göre İran; Umman Sultanlığı’nın müzakereleri ABD ve bölge ülkeleriyle istişare ve koordine içinde yürüttüğü, dolayısıyla Maskat’ın kabul edeceği herhangi bir anlaşmanın ilkesel olarak diğer taraflarca da kabul göreceği esasına göre hareket etmektedir. Ancak İran, Pakistanlı ve Ummanlı iki arabulucuya, anlaşmanın imzalandıktan sonra uygulanmasının ABD’nin mutabakat zaptına dönmesine ve bu çözümün zaptın beşinci maddesinde yer alan hususların halli olarak değerlendirilmesine bağlı kalacağını bildirmiştir. Bu da ABD’nin şu anda İran’a uyguladığı deniz ablukasını kaldırması, İran petrol ihracatındaki kısıtlamaları kaldırması ve uygulanan yaptırımları iptal etmesi gerektiği anlamına gelmektedir. Bu durumda tarafların, Lübnan’a yönelik savaş da dahil olmak üzere, savaş halini tamamen sona erdirmeyi amaçlayan yeni bir aşamaya geçmesi beklenmektedir.

Âsım Munîr Tahran’a, Kalibaf ve Arakçi Riyad’a gidiyor; petrol fiyatlarındaki yükseliş küresel piyasaları ateşliyor ve Ensarullah’ın Kızıldeniz’deki seyrüsefer kontrolünün sonuçları kaygı yaratıyor.

Kaynaklar bu dosyaya ilişkin “olumlu işaretlerden” bahsederken, aynı zamanda iki haftadır sahada yaşananların savaşın genişlemesi yönünde ciddi bir olasılığa kapı araladığına dikkat çekiyor. İran’ın ABD saldırılarına verdiği sert yanıtlar ile Körfez ve Ürdün’deki ABD üslerinin yoğun bombardımana tutulmasının; Washington’a, Tahran’ın taviz vermeye hazır olmadığını ve çatışmanın sadece Hürmüz Boğazı’ndan geçişleri engellemekle kalmayıp Körfez sularındaki tüm seyrüsefer hareketliliğini durduracak düzeyde genişleyebileceğini bildirmeyi amaçladığı belirtilmektedir. İki ülke arasında mekik dokuyan arabulucuların, özellikle küresel petrol fiyatlarının 100 doların üzerine çıkması ve bunun dünya genelinde ekonomik krizi derinleştirme ihtimali karşısında çatışmayı durdurmak için her iki tarafa da baskı yaptığına işaret edilmektedir.

ABD yönetiminin gerçek tutumuna ilişkin çelişkili değerlendirmelerin ortasında, arabulucuların karşılaştığı zorluklar, Pakistan Genelkurmay Başkanı Âsım Munîr’in çok yakın bir zamanda Tahran’da gerçekleştireceği beklenen görüşmelerde masada olacaktır. Nitekim boğazın açılması konusunda varılan uzlaşma, müzakerelerde askıda kalan tek unsur değildir. İran, mutabakat zaptına geri dönülmesi karşılığında ablukanın kaldırılması, dondurulan İran fonlarının serbest bırakılması ve savaş halinin tamamen sona erdirilmesine ilişkin kesin garantiler elde etmek istemektedir. Bu şartlar, diğer taraflarla da takibi gerektirebilecek ek unsurlar içermektedir.

Kaynaklar bu çerçevede Suudi Arabistan’ın kamuoyuna yansımayan arabuluculuklarda büyük bir rol oynadığına işaret ediyor. Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Fransa ziyareti marjında gerçekleştirdiği temaslarda bu rolden bahsederek, hükümetinin İranlılarla günlük temas halinde olduğunu, kendisinin de bizzat Başkan Donald Trump ile sürekli iletişimde bulunduğunu ve bölgenin daha fazla çatışmayı kaldıramayacağını belirtmişti.

Bu bağlamda Muhammed bin Selman’ın İran yönetimine resmi bir davet gönderdiği ve Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin de aralarında bulunduğu İranlı bir heyetin önümüzdeki birkaç gün içinde Riyad’ı ziyaret etmesinin beklendiği öğrenildi.

Edinilen bilgilere göre Suudi tarafı, İran ile savaş dosyasını, Hürmüz Boğazı’ndaki durumu ve Yemen’de Ensarullah ile devam eden savaşı ele almak istiyor. Tahran daha önce Yemen ile ilgili sunulan tekliflere olumlu yanıt vermemişti; ancak Ensarullah güçlerinin tüm sahil bölgesinde ilerleyerek Taiz’in batısını ve Muha bölgesini ele geçirdiğini, Suudi Arabistan müttefiki güçlerin saflarında ise büyük çözülmeler yaşandığını gösteren sahadaki gelişmeler ışığında durum bugün farklı görünmektedir.

Kaynaklara göre, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin öncülük ettiği siyasi ve medya kampanyası ile yoğun hava saldırıları beklenen sonuçları vermedi. Bu sırada Tarık Salih güçleri ile İslah Partisi güçleri arasında yaşananlardan kimin sorumlu olduğuna dair tartışmalar kızışmaktadır. Gelişmeleri kenardan izleyen BAE ise Suudi Arabistan’ın rolüyle bıyık altından alay etmekte ve Ensarullah karşıtı güçler arasındaki patlamadan Riyad’ı sorumlu tutmaktadır.

Kaynaklar, Yemen dosyasının tamamen Suudi Arabistan’ın elinde görünmediğini ifade ediyor. Nitekim çeşitli veriler ABD’nin, Sana hükümetine yönelik saldırılara Suudi katılımının dairesini genişletme konusunda daha hevesli göründüğünü; bu esnada Washington’ın, Ensarullah ile çatışmayı körüklemek amacıyla Yemen’in güneyindeki bazı gruplar üzerinden BAE’nin rolünü yeniden pekiştirmeye yöneldiğini gösteriyor.

Herkes bu atmosferi, Washington’ın Ensarullah’ın ve arkasındaki İran’ın, Hürmüz Boğazı’ndakine benzer şekilde Babülmendep’i de kontrol etmesini ve tahakküm altına almasını engellemek istemesiyle gerekçelendiriyor.

Ancak fiiliyatta gerçekleşen şey, Babülmendep’in artık İran ve müttefiki güçlerin eline geçmiş olmasıdır. Ensarullah güçlerinin yürüttüğü mücadele, ABD ve birçok ülkeyi hesaplarını gözden geçirmeye zorlayacak daha geniş bir stratejinin yalnızca bir parçasıdır. Babülmendep’in tamamen kapatılması artık sadece teorik bir olasılık değil, Yemen üzerindeki ablukanın kaldırılması başta olmak üzere kendi hesapları ve öncelikleri olan Ensarullah’ın elinde fiilen bulunan bir karttır. Yine de Ensarullah, bölgesel düzeyde direniş ekseninin stratejisinin dışına çıkarak hareket etmemektedir.

İbrahim El Emin
Al Akhbar

İsrail İran’da büyük bir hamleye mi hazırlanıyor… Peki Trump nasıl hareket edecek? Tahran Washington’ı bekliyor: Hürmüz ve Babülmendep elimizde!
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter