Riyad’ın un ufak olmuş vekil güçleri Yemen’in batı kıyısını kaybetti. Dünyanın en çok göz dikilen su yollarından biri, krallığın 10 yıldır bozguna uğratmaya çalıştığı hareketin eline geçti.
Suudi liderliğindeki koalisyonun 2015 savaşının başlangıcından bu yana Yemen’in batı kıyısı boyunca kurduğu askeri mimarinin bütün unsurları sadece 36 saat içinde peş peşe çöktü. Önce Muha düştü. Ardından mevziler ve operasyonel hatlar güneye doğru, Dubab ve Bababülmendep istikametinde çözüldü; bunu Kızıldeniz’e güneyine dağınık halde bulunan stratejik adalar izledi.
Bu bozgun, Yemen Silahlı Kuvvetlerinin (YSK) “Allah’ın gücü daha çetin, cezası da daha şiddetlidir”* adlı daha geniş operasyonunun bir parçasıydı. Sana, stratejik taarruzda bir önceki aşama olan “Kuşatmayı Kırma” operasyonunun tamamladığını ve Taiz ile Hudeyde vilayetlerinin altı ilçesinde yaklaşık 5 bin 400 kilometrekarelik bir alanı kontrolü altına aldığını açıkladı.
Muha’ya giden yol
Muha istikametindeki ilerleyiş, Sana güçlerinin El-Kadha, Makbene ve El-Barh’a uzanan yollara bakan tepeleri—en önemlisi de Cebel Numan’ı—ele geçirdiği Taiz’in batı kırsalında başladı. Kuvvetler bunun ardından mevzilerini Cebel Habeşi ve Vaziye yönündeki bitişik yaylalara yaydılar.
İlerleyiş hız kazandıkça, kıyıyı besleyen iç güzergâhlar gözlem ve ateş kontrolü altına girdi ve böylece kıyı hattını uzun süredir bağımlı olduğu derinlikten yoksun bıraktı.
Bu kapının açılmasındaki tayin menteşe ise Kadhe’ydi; zira bu mıntıka Taiz–Muha ana yoluna hâkim ve bu yol da kıyı cephesinin ana ikmal arteri işlevi görüyordu. Kadhe’nin ele geçirilmesi, koalisyonun iç kesimdeki şehir merkezi ile Kızıldeniz arasındaki en önemli bağlantılarından birini kopardı ve Sana güçlerinin Cebel Habeşi kırsalından geçmesinin yolunu açtı. Çevredeki yüksek arazinin kontrolü ise Riyad destekli güçler tarafından arteri yeniden tesis etmeye yönelik her türlü girişimi çok daha zor hale getirdi.
Baskı Kadhe’den Suk el-Bireyin (Çarşamba pazarı olarak da bilinir) ve Cebel Huda’ya doğru yayıldı, ardından Muha’yı Yemen’in iç kesimlerine bağlayan ileri kavşak olan Barh’a yüklendi. Sana bu hatlardaki hâkimiyetini sıkılaştırdıkça, koalisyonun batı Taiz’deki mevzileri kıyı komutanlığıyla temasını yitirmeye başladı. Böylece, daha önce birbirini karşılıklı destekleyen bir savunma zinciri, Sana’nın stratejik taarruzu sonucu savunmasız bir dizi karakola dönüştü.
Ensarullah önderliğindeki YSK eşzamanlı olarak Hays el-Havha hattını açtı ve Vaziye ile Mavza üzerinden Muha’ya yaklaşmaya başladı. Bunun sonucunda YSK kuvvetleri kıyıya doğru ilerleyişi bir dizi hattan yürüyüşe geçtiler. Bu durum, koalisyon birliklerini aynı anda birkaç yönden birden baskı altına alırken bunların arkalarındaki yolları da sürekli olarak daraltıyor ya da kesiyordu. Sonuçta cepheyi tutma kapasiteleri hızla dağılmaya başladı.
The Cradle’a konuşan askeri ve stratejik uzman Albay Abdullah Mutahhar, Yemen güçlerinin Hays’tan Havha’ya kadar olan sahayı egemenliği altına aldığını, ardından ana Haniş adaları ve Meyyun dahil Yemen’in Kızıldeniz’deki adalarına yöneldiğini ve Babülmendep ile bitişik kıyı şeridinde kontrol tesis ettiğini söylüyor.
Mutahhar’a göre YSK birlikleri, koalisyon askerlerinin su yollarını, özellikle de boğazı güvence altına almak için çekildiği cephelere konuşlandırıldı. Mutahhar ayrıca, Sana kuvvetlerinin sahil şeridinde ya da Marib ve Cevf’te yeni bir iç savaştan kaçınmaya çalıştığını, ancak Riyad’ın bu bölgedeki müttefik oluşumlarını harekete geçirdiğini belirtiyor.
Bununla birlikte Mutahhar, bu güçlerin artık Sana’nın kazanımlarını pekiştirmesini engelleyemeyeceğini savunuyor. Yemen kuvvetlerinin ilerleyişi şüphesiz hava desteğinden yoksun; ama bu öyle güçlü ilerliyor ki, Suudi hava gücü ne yaparsa yapsın koalisyon kuvvetlerinin ne kaybedilen toprakları geri alabilmesi ne de kendi bozulmuş komuta yapısını onarabilmesi mümkün.

Riyad’ın vekil ordusu dağılıyor
Sahil mevzileri düşerken Suudi ve BAE destekli birlikler Hays, Havha, Vaziye ve Mavze’den Muha’ya doğru çekildiler. Bunlar arasında en çok öne çıkanlar ise, ana gövdesini BAE’nin desteklediği eski cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’e bir zamanlar sadık olan güçlerden derlenip toplanan savaşçıların oluşturduğu Tarik Salih’in birlikleriydi.
Bunlar, güneyli Selefi Devler Tugayları ve İslah Partisi’yle bağlantılı unsurları içeren yerel birliklerle birlikte savaşıyorlardı. BAE’nin Yemen’deki rolü gerilerken Salih’in güçleri Riyad’ın yörüngesine girmişti; diğer oluşumlar ise rakip savaş ağalarına ve komutanlara bağlılıklarını devam ettiriyorlardı. Tam da sadakat ilişkilerindeki bu parçalanmışlık, koalisyonun birleşik bir cephe kurmasını engelledi ve geri çekilmenin çöküşe dönüşmesine yardımcı oldu.
YSK’nin ilerleyişi eski ithamları da yeniden gün yüzüne çıkardı. Komutanlar birbirlerini mevzileri terk etmekle, takviye göndermemekle ve komşu birlikleri açıkta bırakmakla suçlamaya giriştiler. Tarik Salih ile İslah arasındaki gerilim bir kez daha ve açıkça ortaya çıktı; ancak farklı sponsorlar tarafından farklı siyasi amaçlar için kurulmuş bu oluşumlara ortak bir plan dayatabilecek otoriteye sahip hiçbir ortak operasyon odası yoktu.
Salih’in birlikleri geri çekilir ve bunların sahil şeridindeki etkisi azalırken Suudi Arabistan da Muha ve çevresindeki ilçelerde komuta zincirini yeniden düzenlemeye çalıştı. Ne var ki bu girişim, Sana güçleri cepheyi çoktan kentin eteklerine taşımışken geldi.
Riyad’ın sorunu artık sadece birkaç ileri mevzinin kaybı değildi. Şimdi artelleri, dağlık arazisi, komutanları ve siyasi uyumu toptan çökmüş bir savunma sistemini yeniden inşa etmek gibi çok daha zor bir görevle karşı karşıyaydı.
Ensarullah Siyasi Büro üyesi Ali el-İmad, Suudi Arabistan’ın savaşı bir iç çatışma olarak göstermeye çalıştığını, oysa savaş alanında dayandığı güçlerin kırılganlığının açıkça ortaya çıktığını söylüyor. El-İmad’a göre bu oluşumlar parti, mezhep, bölge ve hami temelinde bölünmüş haldeydi:
“Bu askerlerin 100 binden fazlası bir haftadan kısa sürede öldürüldü, kaçtı ya da teslim oldu. Ve Yemen güçleri, doğrudan Suudi katılımına ve sahada hiçbir sonuç üretmeyen yoğun hava saldırılarına rağmen yaklaşık 5.400 kilometrekarelik alanı geri aldılar; çünkü güçler sahaya dağılmış durumdaydı.”
Sana merkezli Al-Masirah bütün bunlardan başka koalisyonun taarruz öncesinde “38 askeri tugay ile 100 binden fazla asker ve subay” topladığını bildirdi.
İmad, birliklerin komutası konusunda, iki kamp arasında keskin bir ayrım yapıyor. YSK, örgütlü kabiliyetlere sahip tek bir liderlik altında hareket ederken taarruzun hazırlandığı gizlilik sayesinde büyük bir sürpriz yarattı. YSK, kazanımlarını güvence altına alındıktan sonra Babülmendep adalarına kadar yeniden mevzilendirildi.
İmad’ın değerlendirmesine göre, koalisyon güçlerinin çöküşü ve Sana’nın yeni kurduğu cephe hattında mevzilenmesi sayesinde, koalisyonun kaybettiği bölgeleri herhangi bir hızlı karşı taarruzla geri alması ihtimal dahilinde görünmüyor.
Boğaz el değiştiriyor
Muha’nın düşüşü Sana güçlerini güneye, Dubab’a yöneltti. Böylece bu kuvvetleri Babülmendep’ten ayıran son büyük kara mevzileri de çöktü ve çatışmalar sonunda kıyı şeridi ele geçirilmekle de kalmadı. Artık Yemen güçleri Kızıldeniz’in güney girişine ulaştı. Burada ise coğrafi şartları itibariyle birkaç dar kanalın kontrolü, yerel cephedeki taktik zaferlerin çok ötesinde sonuçlar doğuruyor.
YSK, boğazın ortasında yer alan ve deniz geçişini iki kanala bölen ada olan Meyyun’u, diğer adıyla Perim‘i ele geçirdi. Adanın batı kıyısı Afrika kıyısından yaklaşık 20 kilometre uzaklıkta. Yemen güçlerinin ada üzerinde kontrolü tesis etmesi kendilerini bu kritik su yolunun tam ortasına, Kızıldeniz ile Aden Körfezi’ni birbirine bağlayan en önemli boğazlarından birinin merkezine yerleştiriyor.
İlerleyiş açık denizdeki adalar zinciri boyunca devam etti. Sana Zukar’ı da ele geçirdi ve Büyük ile Küçük Haniş üzerindeki kontrolünü pekiştirerek askeri varlığını anakaradan Kızıldeniz’e yaydı. Sonuç, Hüdeyde’den Muha ve Dubab üzerinden Meyyun, Zukar ve Haniş adalarına uzanan bir yayın ele geçirilmesi oldu.
Bu aynı coğrafi kesit uzun yıllardır Suudi–BAE koalisyonunun Yemen’deki en değerli askeri varlıklarından biriydi. Bunun kaybı, koalisyonun eski sahil altyapısını baş düşmanının eline bıraktı.
Ensarullah’ın Babülmendep’e ulaşması, Sana’ya küresel ticaretin en hassas arterlerinden biri üzerinde doğrudan kaldıraç sağlıyor. Boğaz, Kızıldeniz’in güney kapısını ve Hint Okyanusu, Süveyş Kanalı ve Avrupa arasındaki en kısa deniz yolunu oluşturuyor.
Bu kanallar çevresinde konuşlanmış bir güç, geçişi resmen kapatmadan deniz seyrüsefer hareketlerini, sigorta primlerini, navlun maliyetlerini ve tedarik takvimlerini şekillendirebilir. Bu baskı, İran’ın Hürmüz üzerinden seyrüsefer kontrolüyle birleştiğinde riskler daha da artıyor.
Dolayısıyla Yemen kıyısı Körfez’in enerji kaynaklarının ve Asya–Avrupa ticaretinin dünyaya ulaştığı iki kapıyı kapsayan daha geniş bir denklemin parçası haline gelmiş durumda.
Mutahhar, Babülmendep’in ele geçirilmesini Yemen ve Direniş Ekseni için bir kazanım olarak tanımlıyor ve ABD ya da İsrail eğer Direniş Ekseni içindeki bir başka devlete saldıracak olursa boğazın baskı aracı olarak kullanılabileceğini savunuyor. Tahminler genellikle su yolunun küresel deniz ticaretindeki payını yüzde 10–12 civarında gösteriyor; ancak oranlar konteyner trafiği, petrol, gaz ve toplam ticarete göre belirgin şekilde değişiyor.
Mutahhar, Babülmendep ile Hürmüz’de eşzamanlı baskının küresel petrol ticaretinin ve gıda arzının yaklaşık yüzde 40’ını etkileyebileceği uyarısında bulunuyor. Bu yüzde 40 oranı kesin bir ölçüme dayanmıyor, sadece bir tahmin; zira resmi enerji verileri petrol ve gaz akışlarını her geçitten ayrı ayrı izliyor. Mutahhar’a göre Yemen, herhangi bir yeni bölgesel saldırıya yanıt vermek için artık birkaç seçeneğe sahip.

Savaş Suudi Arabistan’a ulaşıyor
YSK’nin batı kıyısındaki karadan taarruzuna Suudi Arabistan’ın iç kesimlerine yönelik saldırılar da eşlik etti. Buna karşılık Riyad, müttefik mevzileri çökerken hava saldırılarının boyutunu genişletti; ricattaki güçleri desteklemek amacıyla Taiz, Hüdeyda, Marib, Cavf, Saada ve Bayda’ya yönelik baskınları yoğunlaştırdı.
Sana ise Cizan, Necran ve Asir genelinde Suudi üslerine, havalimanlarına ve diğer kritik noktalara saldırarak karşılık verdi. Yemen tarihi olarak bu bölgeler üzerinde hak iddia ediyor. Saldırılar Hamis Muşayt’taki Kral Halid Hava Üssü’ne, Taif’teki Kral Fahd Hava Üssü’ne, Abha ve Cizan havalimanlarına ve Aramco bağlantılı tesislere kadar ulaştı. Yemen liderliği bu misilleme kampanyasını, yeniden başlayan çatışma boyunca kullandığı dille tanımladı: “kuşatmaya karşılık kuşatma” ve “tırmandırmaya karşılık tırmandırma.”
Suudi enerji altyapısı üzerindeki baskının etkileri ise askeri üslere yönelik misillemeleri çok aşıyor. Cizan’daki tesisler saldırıya uğrarken, krallığın Doğu Vilayeti’nden Kızıldeniz’deki Yanbu’ya ham petrol taşıyan ve Hürmüz’ü bypass eden 1.200 kilometrelik Doğu–Batı Boru Hattı, bir insansız hava aracı saldırısının ardından devre dışı kaldı.
Suudi ve Iraklı yetkililer insansız hava araçlarının Irak’tan fırlatıldığını ileri sürdüler; böylece Riyad saldırıdan Iraklı direniş gruplarını sorumlu tuttu. Ancak bu gruplardan hiçbiri sorumluluğu üstlenmek için acele etmedi. AP‘nin adlarını anmadan aktardığı isimsiz yerel yetkililer ise farklı bir açıklama sundular; bunlara göre Ensarullah, Iraklı gruplara operasyon sevk ve idaresinde yardım ediyordu.
Boru hattının devre dışı kalması, 2019’daki Abkeyk ve Hureys saldırılarının sonuçlarını tekrar hatırlattı. Bu durum, Hürmüz ile Kızıldeniz arasında uzanan petrol altyapısını savunmanın maliyetini de gözler önüne serdi. Kimi son değerlendirmeler, hat üzerinden tehlikeye giren akışı küresel arzın yüzde 4’ünü bulduğunu gösteriyor.
Sana güçleri Doğu cephesinde de Suudi topraklarını doğu Yemen’e bağlayan iki düğüm noktası olan Vadiye ve Şarure’yi hedef aldılar. Cuba, Abdiye ve Marib çevresindeki mevzilere yönelik baskı, Cavf’a yapılan saldırılarla eş zamanlı yürütülmüştü; ikmal yollarına ve geri üslere yapılan saldırılar ise doğudan ilerleyen düşmana karşı mevzilerini savunan güçleri daha da zorladı.
Son tırmanışta YSK, önce Şarure’yi, ardından Hamis Muşeyt‘teki Kral Halid Hava Üssü’nü düzinelerce füze ve insansız hava aracıyla hedef aldığını açıkladı. Sana, beş gün boyunca 300’den fazla Suudi hava saldırısının ardından YSK misillemelerinin de uçak hangarlarına, radar sistemlerine, pistlere ve mühimmat depolarına ulaştığını iddia etti.
Yemen başbakanlık ofisi danışmanı Hamid Abdul Kadir Antar, The Cradle’a Suudi Arabistan’ın derinlerine yapılan saldırıların “can yakıcı ve isabetli” olduğunu söylüyor ve Yemen’in elinde Suudi Arabistan’ın petrol tesisleri, su arıtma ve enerji santralleri, havalimanları ve limanları içeren bir hedef listesi olduğunu ekliyor.
Baskı en net biçimde krallığın petrol sektöründe görülüyor. Suudi Arabistan’ın şubattaki 10,9 milyon varil/gündü; krallık OPEC’e, ham petrol üretiminin ağustos ayında 6,2 milyon varil/güne düştüğünü bildirdi. Bu, 30 yılı aşkındır görülen en düşük seviye.
Antar, Suudi hava saldırılarının muharebe meydanlarındaki durumu tersine çeviremeyeceğini, Riyad’ın çıkış yolunun Sana’nın uzun süredir dile getirdiği şartlardan geçtiğini savunuyor: Kuşatmanın kaldırılması, havalimanları ve limanların açılması, tazminat ödenmesi, Yemen topraklarından çekilme ve ülkenin iç işlerine müdahalenin sona erdirilmesi.
Sahil bölgesi Sanaa yönetiminde yeniden açılıyor
Sana güçleri operasyonun Taiz’in batısındaki Kadaha’da başladığını ve yaklaşık bir hafta içinde Suudi destekli oluşumları sahil bölgesinin geniş kesimlerinden çıkarmayı başardıklarını söylüyor. Taarruzun sürati, koalisyona ikinci bir hat kurmak için pek az zaman bırakırken YSK’nin iç kavşakları kontrol etmesi de koalisyon birliklerinin düzenli bir geri çekilmesini giderek zorlaştırdı.
https://x.com/MMY1444/status/2098834349785555421?s=20
Sana, kazanımlarını pekiştirdikten sonra, yıllarca süren savaşın kapattığı yolları yeniden açtı. Bunlar arasında Taiz–Hüdeyda yolu ile Barh–Vaziye, Barh–Muha ve Hays–Havha artelleri de vardı. Sana yönetimi ayrıca silahlarını bırakan koalisyon savaşçıları için genel af ilan etti.
Kaynaklar yüzlerce esir, af yasasından yararlanan yaklaşık 3.500 kişi bulunduğunu ve Büyük Haniş ile Küçük Haniş ve Cebel Zukar’daki koalisyon birliklerinin teslim olduğunu bildiriyor. Bu arada artellerin yeniden açılması askeri bir amaca da hizmet etti ve Sana’nın daha önce koalisyon mevzileriyle bölünmüş olan sahil şeridi boyunca kuvvet ve ikmal taşımasına olanak tanıdı.
Ele geçirilen altyapı, sahil şeridindeki büyük çöküşü de ortaya koyuyor. Bunlar arasında komuta ve operasyon merkezleri, Muha’daki Suudi karargâhı, Muha havalimanı, BAE tarafından inşa edilen havaalanları ve askeri pistler, deniz üsleri, sahil güvenlik mevzileri ile Abu Musa el-Aşari, El-Mahcar, El-Omari ve Halid bin el-Velid kampları bulunuyor.
YSK ayrıca radar ve gözetleme noktalarını, hava savunma mevzilerini, Meyyun’daki pisti ve sahilin hemen karşısındaki adalarda bulunan tesisleri de ele geçirdi. Görüntüler cephe boyunca terk edilmiş Suudi ve BAE araçlarını ve silahlarını gösteriyor; bunlar arasında tanklar, topçu sistemleri, yüzlerce zırhlı araç ile Kornet ve TOW füzeleri var. Bu varlıklar askeri değerlerinin ötesinde, Riyad ve Abu Dabi’nin Yemen’in Kızıldeniz kıyısına ne kadar güçlü yerleştiğini de belgeliyor.

Marib’e yürüyüş
Batı kıyısı büyük ölçüde güvence altına alındıktan sonra dikkat Marib’e kaydı. Vilayet, kuzey Yemen’de Suudi yanlısı güçler için ana askeri ve siyasi merkez pozisyonunu koruyor ve ülkenin en önemli petrol ve gaz altyapısının—Marib–Cavf sahaları, Safer kompleksi ve Marib rafinerisi dahil—hemen yanında bulunuyor.
Burasının ele geçirilmesi, Riyad’ın kuzey savaşındaki en büyük ileri üssünü ortadan kaldıracak ve koalisyonunun elinden, Cavf’tan Şabve’ye uzanan cepheleri yönettiği merkezi de koparıp almış olacak. Ayrıca Sana için enerji üreten ilçelere ve Suudi sınırına doğru bir doğu hattı açacak.
Marib çevresindeki hareket önce şehre doğrudan bir baskın öngörmüyordu; bu sırada çabalar, el-Cuba ve Abdiye üzerinden ilerleyişler ve El-Balak’a giden yolu açan mevzileri güvence altına almaya yoğunlaşmış durumda. Batı ve kuzeybatıdan ilerleyişler ise devam ediyor ve bu bölgelerdeki koalisyon birkaç hat üzerinden karşılaşacakları bir saldırıya karşı hazırlanmaya zorluyor.

Antar, Yemen’in sahil şeridi, Muha ve Babülmendep üzerindeki kontrolünün savaşın niteliğini değiştirdiğini söylüyor ve boğazın uluslararası deniz taşımacılığına açık kaldığını ancak kuşatma kaldırılıncaya kadar Suudi gemilerine kapalı olduğunu ileri sürüyor.
Bu seçici kısıtlama gerçekten uygulanırsa, hem genel bir abluka ilan etmenin siyasi maliyetinden kaçınmış hem de bu su yolunu Riyad üzerinde doğrudan bir baskı aracına dönüştürmüş olacaktır. Antar, Yemen liderliğine göre ülkenin kurtuluşunu ve Suudi destekli güçlerin çıkarılması çabalarını sürdürme niyetinde olduğunu ekliyor. Bu sıralamada, Sana’nın kuzey vilayetleri üzerindeki kontrolünü tamamlama çabalarında bir sonraki hedefin Marib olacağını belirtiyor.
İmad da bir sonraki aşamanın Ensarullah’ın “kurtuluş projesi” dediği siyasi izleğe uygun olacağını söylüyor. Sana’nın Yemen topraklarında hiçbir yabancı askeri varlığı kabul etmeyeceğini ve olası yeni Suudi yığınaklarıyla da hesaplaşacağını vurguluyor. Meselenin siyasi boyutuyla ilgili olarak ise şöyle diyor: “Riyad anlaşmalardan dönmeye alıştı, ancak barış, savaşı bitirmek için en etkili ve tek çözümdür.”
İmad’a göre savaşın ve kuşatmanın sürmesi Suudi Arabistan için maliyeti daha da yükseltecek; oysa Riyad yol haritası anlaşmasını kabul etmiş olsaydı bu son tırmanış önlenebilirdi. İmad, krallık içindeki saldırıların ve Muha havalimanının geri alınmasının savaşın yeniden başlatılmasına doğrudan cevap olduğunun altını çiziyor.
İmad sözlerini, “Suudi Arabistan artık çatışmayı savaş alanında çözmeye çalışmak yerine savaşın siyasi ve ekonomik bedelini ödemek zorunda,” diyerek bitiriyor.
Mawadda Iskandar
The Cradle
* Nisâ 84.




