İran, ABD’ye ve bölgesel ortaklarına giderek daha açık bir şekilde siyasi, askeri ve stratejik mesajlar göndererek, ABD’nin herhangi bir yeni saldırganlığının bölgedeki Amerikan mevzilerine ve çıkarlarına yönelik sürekli saldırıları tetikleyeceği konusunda uyarıda bulundu; aynı zamanda Tahran’ın askeri baskı ve diplomasiyi birbirini dışlayan şeyler olarak görmediğini de açıkça belirtti.
İranlı üst düzey askeri ve siyasi yetkililerin Pazar günü yaptığı son açıklamalar, Hürmüz Boğazı, İran-ABD müzakerelerinin geleceği ve ülkenin nükleer politikası konusundaki devam eden gerilimlerin ortasında geldi. Bu açıklamalar, İran’ın askeri caydırıcılığı, stratejik su yolunun kontrolünü ve diplomatik nüfuzu birleştirmeyi hedeflerken, bir yandan da çeşitli seçenekleri açık tutmayı amaçlayan bir stratejiye işaret ediyor.
İran, bölgesel tepkinin “acı verici” olacağı konusunda uyarıda bulundu
İran’ın askeri operasyonlarını koordine etmekten sorumlu komuta merkezi olan Hatem el-Enbiya Merkez Karargahı, ABD ve bölge ülkelerini İslam Cumhuriyeti’ne karşı daha fazla düşmanca eylemde bulunmamaları konusunda uyardı.
Pazar günü yayınlanan bir açıklamada, genel merkez ABD’yi İran’a karşı yürüttüğü kampanyadaki başarısızlıkları gizlemeye ve çatışmadan “sahte kazanımlar” uydurmaya çalışmakla suçladı.
Açıklamada, İranlı yetkililerin elindeki bilgilere dayanarak, ABD’nin bir Avrupa ülkesinde yapılan bir toplantının ardından ve bazı bölgesel devletlerin “yeşil ışığıyla” İran’a karşı harekete yeniden başlama kararı aldığı belirtildi.
Karargâh, ABD’nin İran’a karşı herhangi bir askeri harekatına, bölge genelindeki Amerikan mevzilerine ve çıkarlarına yönelik sürekli saldırılarla karşılık verileceği konusunda net bir uyarı yayınladı.
Açıklamada, “ABD’nin İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı herhangi bir hata yapması durumunda, bölgedeki tüm pozisyonları ve çıkarları sürekli, etkili ve acı verici saldırılarla hedef alınacaktır” denildi.
Uyarı, Washington ile işbirliği yapabilecek bölgesel devletlere de yöneltildi. İran komutanlığı, ABD’nin İran’a karşı saldırganlığına destek veren ülkelerin bu eyleme katılanlar olarak kabul edileceğini ve İran Silahlı Kuvvetlerinden kısıtlama beklememeleri gerektiğini belirtti.
Bu açıklama, İran’ın daha önce ABD’nin Hürmüz Boğazı’nın yönetimine veya güvenlik düzenlemelerine müdahale etme olasılığına ilişkin yaptığı uyarıların devamı niteliğindedir. İran askeri yetkilileri, Washington’ın stratejik su yolundan geçiş koşullarını tek taraflı olarak belirleyemeyeceğini defalarca dile getirmiştir.
Hürmüz Boğazı, İran’ın müzakere pozisyonunda merkezi bir önem kazanıyor
Askeri uyarı, Parlamento Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın İran’ın Hürmüz Boğazı konusundaki tutumunun Washington ile olan daha geniş siyasi ve güvenlik anlaşmazlığıyla yakından bağlantılı olduğunu yinelemesinin ardından geldi.
Kalibaf, Pazar günü parlamentoda yaptığı konuşmada, İran’ın mesajlarının ve şartlarının aracılar vasıtasıyla Amerika Birleşik Devletleri’ne zaten iletildiğini söyledi.
“İran’ın meşru hakları tanınana ve ABD’nin taahhütleri yerine getirilene kadar boğazın önceki işleyiş koşullarına dönmeyeceğini” vurguladı.
Kalibaf, “Aldatma ve tek taraflı dayatma yolu kapandı” diyerek, İran’ın şartları karşılanana kadar önceki müzakere çerçevesine geri dönülmeyeceğini veya boğazın yeniden açılmayacağını sözlerine ekledi.
Söz konusu açıklamalar, Tahran’ın son aylardaki “Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasının Washington veya herhangi bir dış gücün tek taraflı kararı olarak değerlendirilemeyeceği” yönündeki tutumuyla tutarlıdır. İran ve Amerika Birleşik Devletleri daha önce Haziran ayında askeri operasyonların durdurulması ve seyrüsefer düzenlemelerini içeren geçici bir anlaşmaya varmıştı, ancak bu anlaşma daha sonra ABD’nin ihlalleri nedeniyle çöktü.
Hürmüz Boğazı’nın önemi, İran-ABD çatışmasının çok ötesine uzanmaktadır. Boğaz, Basra Körfezi’ni Umman Körfezi ve Arap Denizi’ne bağlayan dünyanın en önemli enerji geçiş noktalarından biridir. Reuters tarafından bildirilen son denizcilik verileri, su yolundan geçen trafiğin son dönemdeki ortalamasının önemli ölçüde altında kaldığını göstererek, çatışmanın bölgesel deniz ticaretini ne kadar sekteye uğrattığını vurgulamaktadır.
Dolayısıyla Tahran için mesele sadece ticari gemilerin su yolundan fiziksel olarak geçip geçemeyeceği değil. Anlaşmazlık aynı zamanda İran’ın hemen güney sınırında bulunan bir su yolunda güvenlik mimarisini, işletme koşullarını ve seyrüsefer kurallarını kimin belirleyeceğiyle de ilgilidir.
Kalibaf, “savaş mı, müzakere mi” seçeneğini reddediyor
Kalibaf ayrıca İran’ın askeri çatışma ve diplomasi arasında seçim yapması gerektiği fikrini de reddetti. “Savaş ya da müzakere ikileminin gerçek olmadığına inanıyoruz; aksine, hem savaşmalı hem de müzakere etmeliyiz,” dedi.
Ona göre İran, saldırıları püskürtmek için gerektiğinde askeri güç kullanmalı ve ardından ‘savaş alanındaki kazanımları’ pekiştirmek için uygun bir anda diplomasiye başvurmalıdır.
Bu formülasyon, müzakereleri askeri direnişe bir alternatif olarak sunmak yerine, diplomasiyi daha geniş bir caydırma stratejisi içine yerleştiriyor.
Kalibaf ayrıca, bölgesel güç dengesinin temelden bir dönüşüm geçirdiğini savundu ve Batı Asya’daki önceki ABD liderliğindeki düzenin çöktüğünü belirterek, bölgedeki Müslüman ülkeleri yeni bir bölgesel düzenin şekillenmesine katılmaya çağırdı.
Yaptığı açıklamalar, Tahran’ın mevcut çatışmayı yalnızca Washington ile ikili bir anlaşmazlık olarak değil, aynı zamanda Batı Asya’nın gelecekteki güvenlik mimarisi üzerine daha geniş bir mücadelenin parçası olarak gördüğünü gösteriyor.
İranlı komutan “Kutsal Savunma” mirasına atıfta bulundu
İran’ın Kutsal Savunma Haftası’nı anma amacıyla düzenlenen ayrı bir törende, İran Ordusu Koordinasyondan Sorumlu Genelkurmay Başkan Yardımcısı Tuğamiral Habibullah Sayyari, mevcut çatışmayı 1980-1988 İran-Irak Savaşı’nın tarihi deneyimi çerçevesinde değerlendirdi.
Sayyari, modern savaşın giderek istihbarat, iletişim, silah teknolojisi ve değişen savaş alanı taktiklerine bağlı olduğunu vurgulayarak, ordunun askeri yeteneklerini hızla gelişen güvenlik ortamına uyarlamaya verdiği önemi belirtti.
NPT’den çekilme, İran’ın stratejik tartışmalarına dahil oldu
Aynı zamanda, Washington ile yaşanan gerilim ve İran’ın nükleer programı konusundaki anlaşmazlık, daha önce hassas bir konu olan bir başka meseleyi de İran’ın stratejik tartışmasının merkezine daha da yaklaştırdı: Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’ndan (NPT) olası çekilme.
İran Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı İbrahim Azizi, NPT’den ayrılma olasılığının artık “masada” olduğunu söyledi.
Mehr Haber Ajansı’na verdiği röportajda Azizi, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nı sert bir dille eleştirerek, ajansın teknik ve profesyonel rolünden uzaklaştığını ve büyük güçlerin siyasi baskısına maruz kaldığını savundu.
NPT’den çekilmeye ilişkin yasa tasarılarının hazırlandığını ve Parlamento’nun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu’na ve yasama ofisine sunulduğunu söyledi.
Aynı zamanda Azizi, geri çekilmenin somut önlemler, hükümetin farklı kolları ve kurumları arasında koordinasyon ve İran siyasi yapılanması içinde birleşik bir karar gerektireceğini de sözlerine ekledi.
Bu ayrım önemlidir: Parlamento önerilerinin varlığı, İran’ın anlaşmadan çekilmeye karar verdiği anlamına gelmez. Aksine, konu, değerlendirilen seçeneklerden biri olarak siyasi ve stratejik tartışmaya girmiştir.
Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’nın (NPT) X. Maddesi uyarınca, bir devlet, antlaşmayla ilgili olağanüstü olayların en üstün ulusal çıkarlarını tehlikeye attığını tespit ederse, antlaşmadan çekilme hakkına sahiptir. Antlaşma, diğer taraflara ve BM Güvenlik Konseyi’ne üç ay önceden bildirimde bulunulmasını ve belirtilen olağanüstü durumların açıklanmasını şart koşmaktadır.
Nükleer politika giderek güvenlik hesaplamalarıyla ilişkilendiriliyor
NPT (Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması) hakkındaki giderek büyüyen tartışma, İran’ın uluslararası nükleer güvenlik önlemlerinin ve güvencelerinin İran’ın nükleer tesislerini ve haklarını yeterince koruyamadığı yönündeki daha geniş bir argümanı karşısında gelişiyor.
İranlı milletvekilleri, 15 Eylül tarihli bir açıklamalarında, son gelişmelerin mevcut uluslararası mekanizmaların İran’ın yasal haklarını ve nükleer altyapısını koruma konusunda yetersizliğini gösterdiğini savunarak, ülkenin NPT üyeliğinin gözden geçirilmesi çağrısında bulunmuşlardı.
Bu tartışma aynı zamanda Tahran’ın nükleer taahhütler ve ulusal güvenlik arasındaki ilişkiye dair değerlendirmesindeki daha geniş bir değişimi de yansıtıyor. NPT üyeliğinin gözden geçirilmesini savunan İranlı yetkililer için, İran’ın nükleer tesislerinin askeri saldırı altında olduğunu savunduğu durumlarda, devam eden üyeliğin yeterli güvenlik ve diplomatik fayda sağlayıp sağlamadığı giderek daha önemli hale geliyor.
Daha kapsamlı bir İran stratejisi şekilleniyor
Hatem el-Enbiya Merkez Karargahı, Sayyari, Kalibaf ve Azizi’nin açıklamaları birlikte ele alındığında, İran’ın mevcut stratejik mesajlaşmasında birbiriyle bağlantılı çeşitli unsurları ortaya koymaktadır.
Öncelikle Tahran caydırıcılığa vurgu yapıyor. Askeri liderlik, ABD’nin herhangi bir yeni saldırısının İran topraklarıyla sınırlı kalmayacağı, aynı zamanda Amerikan mevzilerini ve çıkarlarını bölge genelinde misillemeye maruz bırakabileceği konusunda uyarıda bulunuyor.
İkinci olarak, İran Hürmüz Boğazı’nı stratejik bir kaldıraç olarak görüyor. Kalibaf’ın açıklamaları, Tahran’ın boğazın yeniden açılmasını çatışmadan ayrı bir mesele olarak değil, daha geniş siyasi ve güvenlik düzenlemeleriyle ilişkilendirdiğini gösteriyor.
Üçüncüsü, Tahran diplomasiyi açık tutarken, elverişsiz koşullar altında müzakereleri reddediyor. Kalibaf’ın İran’ın “hem savaşması hem de müzakere etmesi” gerektiği yönündeki ifadesi, askeri baskıyı diplomatik girişimle birleştirme çabasını yansıtıyor.
Dördüncüsü, nükleer mesele giderek ulusal güvenlik perspektifinden ele alınıyor. NPT’den çekilme tartışması, kesinleşmiş bir politika kararı olmaktan ziyade siyasi bir tartışma olmaya devam ediyor, ancak üst düzey milletvekilleri arasında ortaya çıkması, Tahran’da yürütülen stratejik yeniden değerlendirmenin derinliğini gösteriyor.
Dolayısıyla çatışmanın yakın vadeli seyri, yalnızca savaş alanındaki gelişmelere değil, aynı zamanda Washington ve Tahran’ın İran’ın yeniden müzakereler ve Hürmüz Boğazı’nın statüsünde değişiklikler için ön koşul olarak belirlediği konuları ele alan bir çerçeve oluşturup oluşturamayacağına da bağlı olacaktır.
Şimdilik Tahran’ın mesajı, askeri caydırma, stratejik deniz ortamı üzerindeki kontrol ve diplomasinin ardışık değil, eş zamanlı olarak yürütüldüğü yönünde; İranlı yetkililer bu unsurları, ülkenin ABD’nin devam eden baskısına verdiği yanıtın birbirine bağlı bileşenleri olarak sunuyor.
Mahmud Mahmudian Ravi
Tahran Times




