1- Resûl-u Azam’ın hayatının son dönemlerini aziz kardeşlerimizin incelemelerini istirham ediyoruz. Bu son döneme ait olayların her birisi diğerinden daha yürek yakıcıdır. Resûl-u Azam’ın mazlumiyetine yönelik kanaatim(iz) gün geçtikçe daha çok kökleşmektedir.
2- Aziz dostlardan diğer bir istirhamımız nebi ve rasul inançlarını tekrar tekrar gözden geçirmeleri, sıradan insanlara dahi reva görülemeyecek şeyleri Resûlullah’a reva görmekten kaçınmaları ve böyle bir inancı sorgulamalarıdır. Beşer peygamber adı altında en sıradan ve en banal davranışlar dahi Resûl-u Azam’a layık görülmektedir. Kitab-ı Kerîm’de resullerin seçilişi hakkında geçen ictibâ ve istifâ kelimelerine bir zahmet mucemlerden bir baksınlar. İlâhî irâde ve rabbânî meşiet ile seçilen bu ufuk zatlara yakıştırılan bu eylemlerin ve bu düşüncenin İlâhî iradeyi ve meşiet-i Rabbâniyeyi dahi zımnen tekzip manasına gelip gelmediğini en alt seviyesi ile bir sorgulasınlar.
3- Gelelim Resûl-u Azam’ın son günlerindeki diğer bir olaya. Resûl-u Azam’a zorla ilaç içirilmesi olayına. Ledd, hastanın ağzına zorla ilaç damlatılması olayıdır. Bunun içerisinde bilinç kaybı var mı yok mu oralara girmek istemiyoruz. Sadece Resûlullah’a ilaç içirilmesi olayından bahsedeceğiz.
4- Olay hem Buhârî, Müslim, Ahmed b. Hanbel, Hâkim en-Nisâbûri gibi muhaddislerin hadis mecmualarında hem de İbn Sa’d, Vâkıdî, Sâlihî eş-Şâmî gibi tarihi vesikalarda geçmektedir. Dolayısıyla olayın sıhhatine dair bir sıkıntı yok.
5- Allah aşkına hanginiz Peygamber’e bir çocuk gibi muamelesi yapılmasını ister. Yahut hanginiz Peygamber bir şey emrettiği halde o şeye aykırı bir davranışta bulunmaya cüret eder. Böyle bir şeyi yapacak şahıs hakkında lütfen gereğini yaptı, “normaldir, nihayetinde hastadır, hastalar ilaç içirilmekten hoşlanmazlar gibi” sıradan, basit insanlarda görülen tavırları Peygambere lütfen yakıştırmayın ve kim olursa olsun bu davranışı mahkum ediniz. Bunun cürm-ü meşhûd olduğunu artık kabul ediniz.
6- Ledd, ilacın acı tadından veya ilaçtan tiksinmekten ötürü hastanın ağzına kendi iradesi dışında ilaç koymaktır. İşte Resûlullah’ın (s.a.a.) başına gelen de buydu. Nitekim kendisi ölüm döşeğindeyken eşleri ona zorla ilaç içirmişlerdi!
7- Konu ile ilgili iki hadis mecmuasından iki rivayetin adresini arz edeceğiz. Buhârî’nin metnini arz edelim ve dostlardan bu hadisi değerlendirmelerini istirham edelim: “Aişe’den şöyle dediğini rivayet etmektedir: Hastalığı esnasında ona zorla ilaç içirdik (ledd yaptık). Bize ‘Bana ilaç içirmeyin’ diye işaret etmeye başladı. Biz ise ‘Hastanın ilaçtan hoşlanmamasındandır’ ilacı dedik. Kendisine geldiğinde şöyle buyurdu: ‘Bana ilaç içirmemenizi size yasaklamadım mı?’ Biz: ‘Hastanın ilaçtan hoşlanmamasındandır, dedik.’ diye cevap verdik. Bunun üzerine şöyle buyurdu: ‘Abbâs hariç, evde bulunup da benim gözümün önünde zorla ilaç içirilmeyecek kimse kalmayacaktır. Çünkü o sizi görmedi.” (Buhârî, Sahîh, Kitâbü’l-Meğâzî, babu maradi’n-nebiyyi ve vefâtihi, hds no: 4458, Bu hadisi ufak tefek farklılıklarla Müslim de rivayet etmektedir. Hds no: 2213.)
Buhârî’nin hadisleri ihtisaren rivayet etme özelliğinden ötürü bu hadis daha etraflıca rivayet edilmiş mi diye kaynakları tarattırdığımızda karşımıza Ahmed b. Hanbel’in Müsned’i çıkmaktadır. Ahmed yukarıda rivayetin tamamını Urve b. Zübeyr’den şu şekilde nakletmiştir: Aişe ona Urve’ye şöyle dedi: “Ey kız kardeşimin oğlu! Resûlullah’ın (s.a.a.) amcasına gösterdiği hürmet hususunda şaşırtıcı bir duruma şahit oldum. Şöyle ki, Resûlullah (s.a.a.) böğründen rahatsızlanırdı ve bu ağrı ona çok şiddetli gelirdi. Biz ‘böğür ağrısı’ demeyi akıl edemediğimizden Resûlullah’ı (s.a.a.) böbrek damarı ağrısı tuttu’ derdik. Sonra bir gün bu rahatsızlık çok şiddetli bir şekilde Resûlullah’ı (s.a.a.) yakaladı ve nihayetinde baygınlık geçirdi. Biz onun için korktuk, insanlar da telaşla onun yanına koştular. Biz onun zâtülcenb (pleurit) hastalığına yakalandığını zannederek ona zorla ilaç içirdik. Daha sonra Resûlullah’ın (s.a.a.) ızdırabı hafifledi ve kendine geldi. Kendisine zorla ilaç içirildiğini anladı ve zorla ilaç içirmesini etkisini hissetti. Bunun üzerine şöyle buyurdu: ‘Allah-u Teâlâ’nın bu hastalığı (zâtülcenbi) bana musallat ettiğini mi zannettiniz? Allah onu bana musallat edecek değildir. Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki, evde zorla ilaç içirilmeyen hiç kimse kalmayacak.’ Bunun üzerine onlara teker teker zorla ilaç içirildiklerini gördüm. Aişe şöyle devam etti: ‘O gün evde kimler vardı ki?’ Ardından onların faziletlerini zikretti. Bütün erkeklere zorla ilaç içirildi. İlaç içirme sırası Hz. Peygamber’in (s.a.a.) eşlerine geldi ve onlara da teker teker zorla ilaç içirildi. Nihayet sıra bizden bir kadına geldi
-Ravi İbn Ebü’z-Zinâd şöyle dedi: ‘Onun Meymûne’den başkası olmadığını sanıyorum.’
(Ravi İbn Ebü’z-Zinâd devamında) şöyle dedi: ‘Bazı insanlar onun Ümmü Seleme olduğunu söyledi’-.
O (kadın): ‘Vallahi ben oruçluyum’ dedi. Biz de: ‘Resûlullah (s.a.a.) yemin etmişken seni bırakacağımızı zannetmen ne kötü!’ dedik. Ey kız kardeşimin oğlu, vallahi oruçlu olmasına rağmen ona da zorla ilaç içirdik.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, Bâki Müsnedi’l-Ensâr, Hadîsü Seyyideti Aişe, 6/118, hds no: 24349)
8- Rivayetleri okuyucu kardeşlerimizin okumalarını ve mülahaza etmelerini istirham ediyorum. Rivayet tarîklerindeki farklılıklar ve lafızlarındaki değişiklikler mülahaza edildiğinde direkt olarak akla bir takım soru işaretleri takılmaktadır. Geliniz akla takılan soruları irdelemeye çalışalım.
9- İlk soru Resûlullah’ın hastalığı ile bağlantılıdır. Onun hastalığı ne idi? Tarihçiler ve muhaddisler Resûlullah’ın yakalandığı bir hastalık sebebiyle vefat ettiği hususunda icma etmişlerdir. Ancak asıl soru şu: onun yakalandığı hastalık tam olarak neydi? Yukarıda Buhârî, Müslim ve Ahmed’den aktardığımız Ledd (zorla ilaç içirme) hadisi, onun zâtülcenb (pleurit) hastalığına yakalandığına işaret etmektedir: Eşleri Resûl-u Azam’ın zâtülcenb hastalığına yakalandığını zannederek ona zorla ilaç içirmişlerdi. Zorla içirilen ilaç da bilhassa bu hastalığa yönelik bir ilaçtı. Ancak aynı hadiste Resûl-u Azam’ın bu hastalığı kendisine nispet edenlere karşı açık bir itirazını görmekteyiz. Şimdi aziz dostlar soru: Allah Resûlüne mi inanacağız yoksa eşine mi? Hem de Hâkim en-Nîsâbûrî’nin Aişe’den rivayetine göre O bu hususta oldukça da ısrarcıydı: “”
Nitekim Ahmed b. Hanbel’in Müsnedindeki rivayette Resûlullah şöyle buyuruyor: “Allah-u Teâlâ’nın bu hastalığı bana musallat ettiğini mi zannettiniz? Allah onu bana musallat edecek değildir.” Türkçe’ye Peygamber külliyatı adıyla çevrilen kaynakta ise şöyle geçmektedir: “Allah bu hastalığa benim üzerimde bir hakimiyet verecek değildir. Şüphesiz zâtülcenb şeytandandır.” (Muhammed b. Yûsuf Sâlihî eş-Şâmî, Sübülü’l-Hüdâ ve’r-Reşâd, 12/228. Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1993.) Ancak şaşırtıcı olan şudur ki, Aişe b. Ebû Bekir, onun bu hastalıktan öldüğü konusunda ısrarcıydı. Nitekim Hâkim en-Nîsâbûrî ondan şöyle rivayet etmiştir: “Resûlullah (s.a.a.) zâtülcenb hastalığından vefat etti” (، عن عروة ، عن عائشة – رضي الله عنها – ، قالت : ” مات رسول الله – صلى الله عليه وآله وسلم – من ذات الجنب .) (Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ala’s-Sahîhayn, Kitâbü’t-Tıbb, İlâcü Zâti’l-Cenb, 5/579, hds no: 8286.)
10- Resûlullah’ın kendisi zâtü’l-cenb hastalığına yakalanmadığını ısrarla belirttiği halde sonraki dönemde Resûlullah’ın bu hastalıktan vefat ettiğini İslam toplumunda yayılmasını hedefleyen bir medya gücünün olduğunu anlıyoruz. Resûl-u Azam ısrarla bu hastalığa yakalanmadığını belirttiği halde bu hastalığa yakalandığına insanların inanmasını hangi mümin açıklayabilir! Dolayısıyla toplumda aleyhte bir sesin olduğu ve bu sesin Resûlullah’ın sesini bastırdığını söyleyecek olursak herhalde zılgıt yemeyiz.
Okuyucuların İbn Sa’d’ın Tabakât’ında geçen şu rivayeti mülahaza etmeye davet ediyoruz. Ümmü Bişr b. el-Berâ, Hz. Peygamber’in (s.a.a.) hastalığı sırasında huzuruna vardı ve: “Ey Allah’ın Resulü! Senin üzerindeki bu humma/ateş gibisini hiç kimsede görmedim.” deyince Hz. Peygamber (s.a.a.) ona: “Mükafatımız katlandığı gibi belamız/imtihanımız da kat kat artırılır. İnsanlar ne diyor?” karşılık verdi. Ümmü Bişr dedi ki: Ben de dedim ki: “Onun zâtülcenb hastalığına yakalandığını söylüyorlar.” Resûlullah (s.a.a.) şöyle buyurdu: “Allah bu hastalığı kendi resulüne musallat edecek değildir; şüphesiz o, şeytandan gelen bir dürtüdür.” (Hadisin metni: قال: دخلت أم بشر بن البراء على النبي، صلى الله عليه وسلم، في مرضه فقالت يا رسول الله ما وجدت مثل هذه الحمى التي عليك على أحد! فقال النبي، صلى الله عليه وسلم، لها: يضاعف لنا البلاء كما يضاعف لنا الأجر! ما يقول الناس؟ قالت: قلت يقولون به ذات الجنب، فقال رسول الله، صلى الله عليه وسلم: ما كان الله ليسلطها على رسوله، إنها همزة من الشيطان) İbn Sa’d, Tabakât, 2/236, Vefâtü’n-Nebiyy, Zikru’l-Ludûd…, Beyrut: Dâru Sadır, 1968.)
11- Dolayısıyla bu sorular Resûlullah’ın (s.a.a.) vefat sebebini belirten bu hadisler hakkında şüpheye düşmemize neden olmaktadır. Olayların seyrine dair şüphemizi daha da artıran şey, Abdullah b. Mesûd’dan nakledilen şu sözdür: “Resûlullah’ın (s.a.a.) öldürüldüğüne dair Allah’a dokuz kere yemin etmem, benim için, (başka bir husus hakkında -Cevher Caduk) bir kere yemin etmekten daha sevimlidir. Zira Allah-u Teâlâ onu bir peygamber edindiği gibi şehit de kılmıştır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, Müsnedü’l-Müksirîne mine’s-Sahâbeti, Müsnedü Abdullah b. Mesud, 1/434, hds no: 4128)
12- Bir önceki maddeye göre Abdullah neden ısrarla yemin ediyor? Acaba onun vefatı/şehadeti çerçevesinde Hz. Peygamber’in (s.a.a.) öldürüldüğünü reddedip onun vefatını doğal bir ölüm gibi gösteren birileri mi var? Bunların, onun zâtülcenbden öldüğü fikrini yaymaya çalışan Aişe ile ne bağlantısı vardır? Hele ledd (zorla ilaç içirme) hadisinin bu konuyla bir ilişkisi var mıdır? Bunlar cevap bekleyen sorular! Bireylerin kendilerinin bu konuyu mülahaza etmelerini istirham ediyoruz.
13- Hz. Peygamber’in (s.a.a.) bu durumu önceden reddetmesi ve Buhârî’nin haberinde açıkça ifade edildiği üzere bunu kabul etmemesidir. Buhârî’de yukarıda arz ettiğimiz haberde de geçtiği üzere Resûl-u Azam “Bana ilaç içirmeyin’ diye işaret etmeye başladı.” Ledd, hastaya ilaç içirmekten ibarettir. Öyleyse Hz. Peygamber’in bu reddedişinin sebebi nedir, neden bu konuda sebat gösteriyor.
14- Olayın kahramanı Aişe şu gerekçeyi sunuyor. Bu gerekçeyi okuyucunun kendisinin değerlendirmesini ve peygamber tasavvurunu gözden geçirmesini istiyoruz.
Buhârî’de arz ettiğimiz rivayette Aişe şöyle demişti: “Kerâhiyyetü’l-merîdi li’d-devâ/Hastanın ilaçtan tiksinmesi” Nasıl bir Peygamber tasavvuru! Bu mazeret/gerekçe her şeyden önce Hz. Peygamber’e (s.a.a.) karşı saygısızca bir tutumdur. Zira ilaçtan tiksinmek, ilacın acılığından iğrenip ondan kaçınan küçük bir çocuk için muhtemel olabilir. Ancak söz konusu olan kişi, altmış yaşını geçmiş bir adam, sınırları uçsuz bucaksız bir devletin yöneticisi ve hepsinden de öte Allah’ın peygamberlerinden bir peygamber ve Hâtemü’l-Enbiyâ ise, bunun hiçbir şekilde tasdik edilmesi mümkün değildir! Şiddetli bir şekilde mahkûm edilmesi gerekmektedir.
15- Öyleyse onun ilaç almayı reddetmesine dair zikredilen bu mazeret ne aklen, ne şer’an ne de mantıken kabul edilebilir değildir. Dolayısıyla, Hz. Peygamber’i (s.a.a.) bundan kaçınmaya iten bir sebebin bulunması zorunludur. Okuyucu buna dair ciddî ve geçerli bir gerekçe bulmakla yükümlüdür. Ancak burada asıl değinilmesi gereken husus şudur: Aişe b. Ebû Bekir’i zorunlu olarak batıl olmasına rağmen bu gerekçeyi zikretmeye iten saik nedir? Ve neden ledd (zorla ilaç içirme) meselesini savunmaya çalışmaktadır?!
16- Rivayetlerde dikkat çeken ve insanın şaşkınlığını artıran şey ise Hz. Peygamber’in (s.a.a.) baygınlığından ayıldıktan sonra sergilediği tepkidir. O, kendisine zorla ilaç içiren eşlerini şiddetli bir şekilde kınamış ve yukarıdaki geçen haberlerde de geçtiği üzere amcası Abbâs b. Abdülmuttalib hariç hepsine zorla ilaç içirilmesini emrederek şöyle buyurmuştur: “لا يَبقى أحَدٌ في البَيتِ إلَّا لُدَّ وأنا أنظُرُ إلَّا العبَّاسَ؛ فإنَّه لم يَشهَدْكُم./Abbâs hariç, evde bulunup da benim gözümün önünde zorla ilaç içirilmeyecek kimse kalmayacaktır. Çünkü o sizi görmedi.”
17- Dahası, bu olayın bazı lafızlarını okuyan bir kimse, Hz. Peygamber’in (s.a.a.) kendisine zorla ilaç içirenlere karşı muamelesindeki şiddeti açıkça görecektir. “Ey kız kardeşimin oğlu, vallahi oruçlu olmasına rağmen ona da zorla ilaç içirdik./فلدناها و الله يابن اختي و انها لصائمة”
Dolayısıyla bu konu sorgulanmalıdır. Rahmet Peygamberi herkese zorla ilaç içirmeye çalışmışsa ve bu sebepte hadiste zikir edilmiyorsa rivayetlerde sansür olduğu kesindir. Rahmet Peygamber’i insanlara zulüm etmekten uzaktır, münezzehtir. Peki, Hz. Peygamber’in (s.a.a.), kendisi için iyilik dileyen, sağlık ve afiyet temenni eden kimselere karşı bu denli katı tutum sergilemesinin sebebi nedir?! Yaptıkları onca fenalığa rağmen en azılı düşmanlarını dahi affedip kusurlarını görmezden gelen, hatta Mekke’nin fethinde “Bugün sizin için hiçbir kınama yoktur” diyen birisi, kendi eşlerine karşı böyle bir muamelede bulunabilir mi?!
Devam edecek!
Selam, muhabbet ve dua ile…
Cevher Caduk





Tahrim suresinde anlatılan peygamber eslerine yönelik tehdit boşuna degil..ortada organize bir kötülük var…bu hususta peygamber esleri de gönüllü